logo

LİYAKAT TARTIŞMALARI VE DEĞİŞTİRİLEMEZ GERÇEK

Mustafa Aygün

Mustafa Aygün
mustafaaygun3458@hotmail.com


Her kesimden insanın ısrarla savunur gibi gözüktüğü “işin ehline verilmesi” meselesi, iktidar ile imtihan olunanların tarih boyunca sınıfta kaldığı birkaç konudan biridir. Meseleyi bilim insanları irdeleyip gerçeği yüzümüze çarptığında “sosyal gerçekliğin” idealle arasındaki mesafe canımızı acıtacak kadar büyük olduğu görülmüştür.

Örgütsel yapıların, görünüşleri ve öne sürdükleri kavramların ardında saklı gerçekleri araştırmak, ortaya çıkarmak cesaret ister. Buzdağının görünmeyen kısmını incelemek heyecan verici olsa da ortaya serilen gizemin büyüklüğü ile orantılı bir “ihanet” suçlaması ile karşı karşıya kalmak da muhtemeldir.Şüphenin yönlendirdiği merak duygusu, girilmez bölgelere adımını attığında artık insanlık için yeni bir kapı açılmıştır ve o kapı bir daha kapatılamaz. Robert Michels bu kapıyı açma cesaretini gösterenlerden. Eşitlik, özgürlük, demokrasi konusunda gözümüzü Robert Michels kadar açan başka bir araştırmacı var mıdır, bilmiyorum.

Michels, demokratik olduklarını iddia eden sosyalist partilerinin, işçi sendikalarının ve kooperatiflerin yönetimlerinin gerçekten demokratik değerlere sahip olup olmadıklarını iyi niyetle yola çıkarak araştıran bir yazar. 1911 yılında, “Siyasi Partiler” adlı eserini bu araştırmalarından yola çıkarak yayınladığında, bu eserin araştırma sonuçlarına dayalı verileri birçok insanda şok etkisi meydana getiriyor.

Michels, iç yapılarında eşitlik ve demokrasinin vazgeçilmezleri olduğunu iddia eden, Avrupa’daki sosyalist partiler üzerinde uzun yıllar süren gözlem ve incelemelerde bulunmuş ve “oligarşinin demir yasası” kuramını ortaya atmıştır. Alman sosyolog, demokratik olduklarını düşülen ve “elit kontrolüne yönelik bir eğilimi” şiddetle reddeden örgütlerde bile, oligarşinin -azınlık yönetiminin- gün gibi ortada olduğunu gözler önüne sermiştir.

Toplum içinde bireyler tek başlarına herhangi bir güce sahip değildirler. İnsanlar örgütler içinde diğer üyelerle bir araya gelerek amaçlarını gerçekleştirebilir ve seslerini duyurabilirler. Ortaya çıkan örgütün etkin olabilmesi için örgüt içinde devamlı faaliyette bulunan kişilerin bulunması (bürokratik yapı) ve yönetimin kurallara bağlanmış olması gerekir. Örgüt büyüdükçe ve faaliyet alanları çoğaldıkça, uzmanlık ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Söz konusu uzmanlık bir örgütün lideri ve üst düzey yöneticilerine bir takım güç ve avantajlar sağlamaktadır. Güçlü olan bu elit grup birçok uzman vasıtası ile iktidarı kontrol etmektedirDolayısıyla güç, gücü doğurmaktadır. Bu noktada örgüt lideri üzerinden oligarşik eğilimler ortaya çıkmaya başlar. Bu bağlamda, bir parti lideri parti fonlarını ve partinin bilgi kanallarını kontrol etmekte, milletvekili adaylarını seçmekte ve yetki ve kaynakları dağıtmaktadır. Bu, bir partinin lider kadrosunun kitle üzerinde bir kez oluştuktan sonra bir daha ortadan kaldırılamayacak bir hakimiyet kurmasına yol açmaktadır. Her örgütte kaçınılmaz olarak yöneticiler ve kitle şeklinde ikili bir yapının doğmasına yol açmaktadır. Böylece, örgütler her zaman uzmanlık nitelikleriyle ön plana çıkan “az sayıdaki bir lider grup” tarafından yönetilmektedir. Yani demokrasi, kendi içinde var olan ve insan doğasından, siyasi hareketliliğin yapısından ve örgütlerin yapı ve niteliğinden kaynaklanan eğilimler nedeni ile kısmi bir dönem zarfında oligarşiye dönüşmektedir

Michels’e göre siyasallaşmış ve örgütlenmiş küçük gruplar çoğunluk üzerinde etkilidir ve büyük grupları istedikleri yöne çekebilir. Çoğunluğun kamusal meselelere karşı kayıtsız olması, siyasal ve yönetsel meselelere ilişkin uzmanlığa ve yeterli bilgiye sahip olmaması,çoğu insanın sadece kendi çıkarları etkilendiğinde siyaset ile ilgilenmesi lider azınlığın elini güçlendirmekte ve kısmen geniş bir hareket alanı bulmalarına zemin hazırlamaktadır. Hatta, çoğunluk siyasal sorumlulukların bazı kişiler tarafından üstlenilmesinden memnuniyet duymaktadır. Bu da yönetimi işbaşına getiren kitlelerin gücünün giderek azalmasına neden olmaktadır.

Oligarşi, yani bir toplumun ya da örgütün tepedeki yöneticiler tarafından kontrol altında tutulması, bürokrasilerin ya da büyük çaplı örgütlerin iç işleyişinden doğan bir özelliktir. Michels’e göre modern insan çözümsüz bir kısır döngü ile karşı karşıyadır; şöyle ki, insanın ulus devletler, sendikalar, siyasi partiler ya da kilise gibi büyük kurumların tepesindeki az sayıda yöneticiye etkin bir güç devretmeksizin bu çeşit kurumlara kurup yaşatması mümkün değildir.

Buna göre, örgütler her ne kadar demokratik bir yönetim sergiledikleri iddiasında olsalar da her zaman ve her yerde oligarşi -yani azınlık yönetimi- söz konusudur. Diğer bir deyişle örgütler, temsil ettikleri kitlelerden ziyade tepedekilerin ihtiyaçları ile ideallerine hizmet etmektedirler.

Bu küçük yönetici azınlığın yönettikleri üzerindeki gücünü koruyabilmesi, kendine sadakatle bağlı, hiziplere karşı daima yanında duracak, örgüt politikalarının doğruluğunu sorgulamayacak, sorgulasa bile ussallaştıracak kişilerle çalışmasını gerektirmektedir.  Bunun dışındaki kişilerle çalışmak kısa süre sonra bölmelere ve liderin otoritesinin sorgulanmasına sebep olacaktır.  Bu nedenle ister siyasi parti olsun ister cemaat, isterse şirket bütün örgütler kendisine itaat eden, sadık bireylerle çalışmak isteyecek ve buna göre atamalarını yapacaktır. Boş yere liyakat falan deyip eleştirmeyin. Her örgüt yerdiği bu günahı işlemiştir ve işlemeye devam edecektir. Yeter ki fırsatını bulsun.

#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yeryüzüne ’’ İmansız Müslümanlık’’ Dini Hakim

    28 Ocak 2023 Köşe Yazıları

    Rahmet, mağfiret ve azaptan kurtuluş olan mübarek üç aylarımıza girmiş bulunmaktayız. Manevi iklimin zirveye çıktığı bu aylarda kendimizi hesaba çekmek için Allah,  yine bizlere bu sebeple bir fırsat daha  verdi. ‘’ Şark kültürünün kutsalı boldur … Kutsala sarılarak cennet beklenir … Akıl ve eleştirel düşünceye yer yoktur… Din yaşam projesi değil sevap kazanma aracıdır … Maksada giden yolda muazzam bir maskedir’’ der bir yazar. İşte dini sevap kazanma aracı olarak değil de bir yaşam biçimi olarak ele alsak dünyanın hiçbir yerinde ...
  • MALİKANE’Mİ YOKSA  TARLA KÖLESİ MİYİZ?

    31 Ekim 2022 Köşe Yazıları

    Sözde Modern insan gördüğü her şeye sahip olmak istiyor. Para, mal - mülk, kariyer ve güç. Hemen herkes,  herkesi  potansiyel  müşteri ve tüketim malzemesi olarak görüyor. Azgınlaştıksa nefsinin esiri haline gelerek Allah yerine;  başka tapınaklara yöneliyor. Sonucunda da din sahibi olsa bile şirk bataklığında debelenerek kibir kulelerine yükseliyor. Haşa her şeyi kendinden menkul bilerek ilahlaşıyor,  ardından da zalimleşiyor. Yalnızlaşıyor ama farkında değil. Günümüzdeki algı ise helalinden bir lokmaya sahip olman...
  • YENİ NESİLLERE SEVGİYİ YENİDEN ÖĞRETMEK

    29 Ekim 2022 Köşe Yazıları

    Benim burada yazacaklarım kendisine öğretilenleri tekrar eden robotlar değil, sorumluluk sahibi, yenilikçi, eleştirel düşünebilen, beceri sahibi bireyler yetiştirmek için çırpınan meslektaşlarım içindir. Diğerlerinin zaten kendini geliştirmek diye bir dertleri yoktur. İnsanlığı bir anda yok edebilecek nükleer, biyolojik, kimyasal silahlara karşı tek çaremiz iyi insanlar yetiştirebilmekten geçiyor. Haksızlığın, adaletsizliğin kol gezdiği bu dünyada başka çıkış yolumuz da yoktur. Daha güzel bir dünya ideali, bireylerin tek tek iyi olana yö...
  • ŞARK’A  GARP’TAN BAKMAMAK  LAZIM

    19 Eylül 2022 Köşe Yazıları

    Geçtiğimiz Ağustos Ayında 17 vilayeti kapsayan bir doğu gezimiz oldu. Karadeniz Ordu’dan başlayan gezimizi, Rize, Artvin,  Batum, Ardahan, Kars, Iğdır, Ağrı, Van, Hakkari . Şırnak, Bitlis Siirt, Tatvan, Bingöl, Muş, Tunceli , Malatya ile sürdürüp Sivas’ta noktaladım Bu arada güzel memleketimin 79 ilini, gezerken sadece Uşak, Karaman ve Bayburt  vilayetlerine  gidemedim. Gezmeyi ve okumayı seven bir insanım. Bir daha dünya’ya yeniden gelsem sadece gezer ve okurdum. Özellikle Kültür turlarını ve gezmelerini seviyorum. Konumuza gelir...