logo

İnsanlık Gözleri Dağlanan Yük Hayvanları Gibi Lakin Farkında Değil

Cemil Öğütcü

Cemil Öğütcü
cemil@sadabadhaber.com


İnsanlık Gözleri Dağlanan Yük Hayvanları Gibi Lakin Farkında Değil

İsrail Oğulları’nın  bir kısmı  Hz. Musa’ya inanırken özgürlük için biat etmişlerdi. Musa, onlara özgürlük vaat etmişti. Allah ise  onlara nimetlerin en güzeli Bıldırcın eti ve tatlı olarak ta Kudret Helvası ikram etmişti. On yıllarca bu nimetlerden yararlanan, doyan  İsrail kavmi, sonunda Hz. Musa’ya isyan etti ve Musa’ya Şöyle dediler:  ‘’Artık bıktık, biz iki çeşit yemeğe katlanamayacağız.  Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden sarımsak, soğan, acur, bakla, patlıcan ,mercimek çıkarsın.

   ’’ (O zaman Musa Şöyle dedi:) “Hayırlı olanı, şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır’a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır” demişti… (Bakara Suresi, 61)

  İsrail Oğulları, Özgürlük ve mide boğazlılığı  için köleliği tercih etti. Tekrar  Firavun’un zulmünü tercih etmişlerdi. Amaçları ne Allah’a ne Hz. Musa’ya inanmak,  ne de özgür kalmaktı.  Sadece mide bağımlılığı idi. Hal bu iken nankörlük ettiler. Allah, isyan ve nankörlükleri nedeniyle onları gazaba uğrattı.

Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler. (Bakara Suresi, 57)

Çölde yaşayan Bedevi Arap Kavimlerinden ( Beni Esed İbn-i Huzeyme) Kabilesi ganimet hevesiyle Hz. Peygamberimize gelirdiler. Sözde Müslümanlığı seçtiklerini ifade ettiler ve kelime-i Şahadet getirdiler. O yıllar tüm coğrafyada kıtlık baş göstermişti. Kabilenin ileri gelenleri peygamberimize; ‘’ biz filan oğulları ve  filan oğulları gibi sana savaş açmadık, ağırlık ve ailelerimizle geldik diyerek sadaka ve ganimet gözetiyorlardı ve kendilerini peygamber’e bağışlatmak istiyorlardı.

 Bu konuyu bazı müfessirler, hem ganimet hem de sulh ve Müslümanların güçlendiği dönem olduğu için korkuyu da birleştirerek yorumlarlar.

Allah bu durum karşısında peygamberini uyararak şu ayeti gönderdi:

(Ganimet hevesi ile görünüşte İslâm’ı kabul eden bazı) Bedevî’ler: “- Biz, gerçekten iman ettik.” dediler. (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “-Siz kalblerinizle iman etmediniz. Ancak biz (kılıç korkusundan ve İslâm nimetinden faydalanmak için) müslüman gözüktük” deyin. Henüz iman kalblerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, sizin amellerinizden (Allah) hiç bir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr’dur= mağfireti boldur, Rahim’dir= çok merhametlidir Hucurat 14

Bu ayetten de  anlaşılacağı gibi  insanlık için mal, mülk her şeyin üstünde gelmektedir. Gerçek tapınağın mideden geçtiği, mal – mülk, servet biriktirmek  için insanların dini nasıl kullandığı, ya da maddi menfaatler için gerçek tapınağın nasıl terk edildiği bilinmektedir.

Türkiye’de de korku dönemlerinde özellikle Müslümanların kendilerini nasıl gizlediğini, bu dönemde bu güzel dinin ritüelciliğini en güzel şekilde kullanarak servet yığıldığı bilinmektedir.

28 Şubat, 12 Eylül dönemlerini çok iyi bilmekteyim. Sözde Müslüman olan bu toplum, istisnalar hariç  o yıllarda önce ekmeği, malı mülkü tercih ederek aman ticaretime zarar gelmesin diye kılıktan kılığa girerek, gücün ilahlarına taparken, gerçek tapınağı terk ettiklerini herkes bilmektedir.

 Bu günde Hucurat Suresi 14. ayette belirtildiği gibi herkes rant ilahına koşarken münafıklığın, mürailiğin en güzel tiyatrosunu oynamakta, Müslümanlığı kimseye bırakmamaktadır. Yani kullanma mekanizması en güzel şekilde işlemekte, gerçek İlah yerine  para tanrısı Mamon’a tapılmaktadır.

Maalesef bu para  ve makam yüzünden kimse özgür olamamaktadır. İstisnalar hariç gizli şirk içinde esasen herkes köle olmakta ama  farkında değil.

Bir de  3. Dünya ülkelerinin kentlerinin karanlık dehlizlerinde açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insanda, işimden aşımdan olurum diye açlık korkusunun kölesi olmuş. Tıpkı Amerika’da 1863 yılında yaşanıldığı gibi.

  Amerika’nın seçkin liderlerinde Abraham Lincoln, köleliği kaldırmak istediğinde, ülke Güney- Kuzey; yani köleliği kaldırmak isteyenlerle, karşı çıkanlar arasında ikiye bölünmüş uzun yıllar savaş olmuş, yaklaşık 630 bin kişi  her iki taraftan da ölmüştü. Yani kölelik kalkmasın diye 630 bin insan ölüyor. Nedeni ise tıpkı bugünkü dünya insanının düşündüğü gibi; ‘’ Efendilerimiz, patronlarımız ölürse bizim karnımızı kim doyuracak.’’

Modern Dünya da  İnsanın  özelliği; özgürlük, mutluluk ve insanca yaşamak için, kendisinden sonraki kuşaklara yani çocuklarına insanca bir yaşam bırakmak için mücadele etmektir. Ama ne yazık ki  Kapitalizm, sınıflı, imtiyazlı  toplumlar ürettiğinden bu yana, toplumda insanların büyük bir kısmı için özgürlüğün, mutluluğun anlamı değiştirildi. Binlerce yıl köle, ya da kul durumunda olan insanlar, içinde bulundukları sömürü sistemlerinin değirmenini döndürmek için gözleri dağlanan yük hayvanları gibi yaşadılar.

 Vahşi Kapitalizm’in tanrısı para olduğu için insanları;  korku algılarıyla, açlık tehlikesini göstererek hedef belirlediler. Tüketim toplumu oluşturan Kapitalizm, insanlığı bir robot gibi kullanarak köleleştirdi. Şimdi farkında olmadan esir düşmüş insanlık, çırpındıkça çırpınıyor lakin kurtuluşunda yine efendileri tarafından sağlanacağını zannediyor. Halbuki Dünyanın tüm nimetlerini bolca insanlığa hediye eden ve eşitçe paylaşın, yiyin diyen gerçek tapınak Allah, bir hatırlansa çözüm ortaya çıkacak. Herkes; yalnız sana kulluk eder, yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz dese, Firavunlar yerle bir olacak.

İnsanlık, kendi kitaplarının, peygamberlerinin Hz. İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın Muhammed’in yolundan gitse; hep beraber haykırsa ‘’bize verilen nimetleri ipotek altına almayın, , el koymayın diye isyan etse, hem kölelikten kurtulacak hem de insanca yaşayarak yeni bir dünya kurulacaktır.

 Başka da çıkış yolu yoktur. Sözümü bir Rus Atasözü ile bitirmek istiyorum ‘’ “Paranın konuşulduğu yer de , doğruluk susar.”

Paylaşın:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 20 Haziran 2024 Köşe Yazıları

    Mezarlıklar Vazgeçilmez Diye Anılan İnsanlarla Doludur Zamansız gelme ve zamansız gitmeler her zaman insanoğlunu üzer. Dünya gelmelerle,  gitmelerle dolup boşalıyor.  Tüm canlılar doğuyor, gelişiyor büyüyüp sonra da ölüyor. Kural ve kaide Allah tarafından böyle konulmuş. İnsanlık topraktan geldiği için tekrar toprağa dönerek geldiği yerde eşitleniyor.  ‘’Bu vesile ile geçen hafta değerli bir dostumuzu kaybettik, uzun yıllar birlikte hak yolda siyaset yaptığımız, Milli Görüş emekçilerinden Eyüp Doğan kardeşimiz rahmana ...
  • YERLİ VE MİLLİ

    24 Mayıs 2024 Köşe Yazıları

    YERLİ ENERJİMİZ KÖMÜR VAZGEÇİLMEZİMİZDİR Kömür konusunda bir Bilgi hatırlatması yaparak başlamak istiyorum. Ülkemizin birçok yerinde kömür yataklarımız mevcuttur. Bu kömürler genelde genç kömürler sınıfındadır. Genç ve orta linyit grubuna girmektedir. Kömürün yaşıyla alakalı olarak evreleri şöyledir. LEONARDİT-TURBA-GİTYA-GENÇ LİNYİT-ORTA LİNYİT-LİNYİT-TAŞKÖMÜRÜ (Maden kömürü)-ANTRASİT ve en son hali ELMAS’tır. Ülke olarak petrolümüz, doğalgazımız yok ama kömürümüz var. Cenab-ı Allah’ın bizlere sunduğu Kömür nimetini en iyi ve en veri...
  • YOBAZLIK VE YOZLAŞMIŞLIK.

    24 Mayıs 2024 Köşe Yazıları

    İnsanoğlunu diğer yaratıklardan ayıran en önemli özelliklerden biriside geçmişini bilmesi ve ecdadıyla fikir irtibatında olması gerekliliğidir. Hal böyle iken, özellikle benliğimizi yok etmek geçmişimizden uzaklaştırmak, kültürümüzden tarihimizden yoksun bırakmak için on yıllardır senaryolar yazılmakta ve çeşitli zaman ve zeminlerde hayata geçirilmektedir. Bu muazzam çalışma iç ve dış mihrakların ortaklaşa çalışmasıyla başarı elde etmiştir. Dolayısıyla günümüzdeki giyim ve konuşma kültürü işte bu menfi çalışmaların  eseri olmuştur. ...
  • İSTANBUL’UN TARİHİ YAPILARI – 2

    15 Nisan 2024 Köşe Yazıları

    Yazarlarımızdan Mecit Bülent Yeşil, İstanbul'un tarihi yapıları ile ilgili değerlendirmesinin 2. bölümünü yazdı. Pera Palas Meşrutiyet Caddesi’nde yer alan Pera Palace Hotel, günümüzde müze otel olarak kullanılıyor. Romanlara ve filmlere konu olan Orient Ekspresi, İstanbul-Paris tren seferlerine başlayınca Avrupa standartlarına uygun bir otele ihtiyaç duyuldu ve 1892’de Pera PalaceHotel’in yapımına başlandı. Alexandre Vallaury’nin imzasını taşıyan ikonik yapı; Art Nouveau, neoklasik ve oryantalist mimari üslupları bir arada barındı...