logo

BATI’NIN TERÖR POLİTİKASI KARŞISINDA İSLAM DÜNYASI:

Yusuf Yoldaş

Yusuf Yoldaş
yusuf@sadabadhaber.com


ABD liderliğindeki Batılı ülkeler, ‘demokrasi ihracı’ bahanesiyle, İslam dünyasında acımasız operasyonlar yapabilmek için terörü bahane ediyorlarken, İslam ülkeleri ya da İslam işbirliği örgütleri niçin sürece müdahalede bulunamıyorlar? Yoksa gerçekten İslam dünyasının içerisinden çıkan terör örgütleri var da, bu yıkıcı örgütler karşısında çaresiz ‘yardım çığlıkları’ atan İslam ülkelerini çok sevdikleri için Batılılar yardıma mı koşuyorlar?! Çok sayıda Haçlı Seferi’nin derin izleri ve en son 2003’lerde ABD Başkanı J. Walker Bush’un, Irak’a saldırılarını ‘yeni bir Haçlı Seferi’ nidasıyla dünyaya ilan etmesinin etkileri hafızalarda taze iken, ABD liderliğindeki ya da NATO şemsiyesi altındaki uluslar arası koalisyon güçlerinin İslam dünyasını terörden kurtarmak için Ortadoğu’ya çadır kurduğuna sahiden inanalım mı? 
Hakikaten, sadece ekonomik menfaatleri için, dünya yüzeyinde 100 milyonlara varan sayıda insanı acımasızca ortadan kaldırmış olan bu Batılıların aslında hangi maksat ya da hesaplarla yeniden İslam dünyasının üzerine çullandığını hiçbir islam ülkesi ve İslam işbirliği amaçlı örgüt anlayamıyor mu? Yoksa İslam ülkeleri ile bunlara ait uluslar arası örgütler, her şeyin farkında olmalarına karşın, kendilerinin (İslam ülkeleri ile İslam işbirliği örgütlerinin) perde gerisindeki kumandaları tamamen küresel egemen güçlerin ellerinde olduğu için mi, Batılı ülkelerin kendilerinin ürettiği terör yapılanmalarını sözde ortadan kaldırmak için Osmanlı coğrafyasına çöreklenmelerini yardım gibi görmeye ve göstermeye çabalıyorlar? Açıkçası, artık böylesine kritik soruların cevabını biliyorsak da, bilmiyorsak da, bundan böyle daha fazla konuşmaya hakkımız olmadığını düşünüyorum.
Aganistan ve Irak’ta milyonlarca Müslüman şehit edildi, milyonlarca insan yaralanıp sakat bırakıldı, milyonlarca insanın namusu kirletildi, milyonlarca insanın hiçbir yönden emniyeti kalmadı ve bu ülkelerde yerleştirilen güvensiz yaşam koşulları nedeniyle insanlar arasında birlik oluşturma potansiyeli neredeyse tamamen ortadan kaldırıldı. ‘Bir kerim el’ çıkıp da bu iki ülke ile diğer İslam ülkelerine sahip çıkmadığı taktirde ya da tüm Ümmet-i Muhammedi (AS) kardeşlik bağlarıyla yeniden kenetlenmeye sevk etmediği sürece, korkarım ki birbirlerini imha etme ya da içten gösterilmesine karşın dıştan kumanda edilen terör ve anarşi faaliyetleri vasıtasıyla bu ülkelerde ayakta duran tek bir tane bile güçlü grup veya cemaat kalmayacaktır. Süreç bu kadar içler acısı ve tahammülü mümkün olmayan bir felakete doğru ilerlerken ve bu kontrol dışı kötüye gidiş karşısında hâlâ daha birbirlerimizin kuyusunu kazmaya devam ediyorsak, konuşmaya ne hakkımız var? Çok mu abartıyorum? 
Bugün gelinen noktada İslam ülkelerinin en dirayetlilerinden olan Pakistan içten teslim alınmış bir hal arz ediyor; İran, nükleer müzakerelerin anlaşmayla sonuçlandığı yutturmacasının havasına kapılarak, bilmeden ve istemeden, İslâm dünyasında zemini hazırlanmaya çalışılan korkunç ‘mezhep savaşları’ tuzağının başat piyonu rolüne soyunarak muhtemel ittifak ilişkilerinin önünü tıkama konumuna yerleşmiş bulunuyor; Mısır, yaptırılan askeri darbenin demir yumruğunu kullanarak içten çözülme aşamasına doğru hızla ilerliyor; Türkiye, içten ve dıştan kuşatılmış olduğu bir ortamda, kendi içinde yeni parçalanmalara yönelik anlaşılmaz kutuplaşmaları artırarak ‘sürpriz iç savaş tuzağı’ kurmuş malum derin güçlerin oyununa gelmiş gibi bir görüntü vermeyi sürdürüyor. 
Endonezya, Malezya, Suudi Arabistan gibi yaklaşık bir düzine kadar İslam ülkesinin zayıf noktaları oldukça fazla sayıda olduğundan, Pakistan-İran-Türkiye-Mısır dörtlüsü toparlanarak birlikte harket ettikleri ölçüde Endonezya-Malezya-Suudi Arabistan gibi diğer ülkelerin bu dörtlü ittifaka destek vererek kendi zayıf noktalarını da geçersiz kılmaları mümkün olabilir sadece; aksi halde bu ülkelerin sessiz sedasız yolllarına devam ederek hem diğer fakir İslam topluluklarının ayakta durmalarına katkı sunmaları, hem muhtemel dörtlü ittifak ülkelerinin birlikteliklerinin güçlendirilmesine destek vermeleri, hem de İslam Birliği Örgütü gibi birliğe yönelik projelerin daha rasyonel temele oturmasına vesile olmaları daha doğru bir tercih olabilir.
Bu zor koşullar altında İslam dünyasının toparlanmasına yönelik adımlar atabilecek tek ülke Türkiye kalmış gibi görünüyorsa da, mevcut kuşatılmışlık psikolojisi ve dayanılması zor baskılardan bir an önce kurtulması gerekiyor. Bunu başarması mümkün müdür? Eğer gelişi güzel ya da karadüzen politikalarla sürecin yönünü kontrol etme anlayışı derhal terk edilerek ABD, İngiltere ve İsrail gibi düşünüp, Almanya ve Japonya gibi davranma politikasına yönelinirse, yaklaşık bir yıl içerisinde bu sorunların tümü muhtemelen ortadan kaldırılabilir. Pek tabii olarak özellikle İsrail’in stratejik vizyonunda esnemelerin ya da kısmi değişikliklerin yapılması sağlanamadığı sürece, Türkiye’nin önünde çok tehlikeli bir uzun mücadele dönemi görünüyor.
Açıkçası Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın karizması, yetenekleri, bağlantıları, tecrübeleri ve önsezileri doğru bir biçimde değerlendirilebilirse, İsrail’in stratejik vizyonunda gerçek anlamda değişikliklere gidilebileceğine inanıyorum. Küresel derin güçlerin her türlü hile, aldatma ve canbazlıklarla Sayın Cumhurbaşkanımıza geri dönülmesi zor hatalar yaptırmaya çalıştıkları bir ortam ya da dönemde, Sayın Erdoğan’ı dizginleyerek hata yapmasını engelleyecek ve de karizması, yetenekleri, bağlantıları, tecrübeleri ve önsezilerini en isabetli bir şekilde kullanmasına katkı sunabilecek özgüveni ve bilgi birikimi yüksek Danışmanlara ihtiyaç bulunmaktadır. Yoksa sürekli olarak Türkiye ile Batılılar arasında geri dönülmesi mümkün olmayan ya da uzlaşıyla sonuçlanması ihtimal dışı olan bir hesaplaşma varmış gibi gösteren ve sürekli olarak bu durumu kaşıdığı izlenimi veren danışmanlarla söz konusu ettiğim anlamda mesafe alınması mümkün değildir.

Paylaşın:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • CENAZE MERASİMLERİ NDEKİ SAMİMİYETSİZLİK

    26 Ağustos 2026 Köşe Yazıları

    "Ne ölümün hüznü var ne de hayatın neşesi. 'Nasılsın' samimiyetsizliği ile 'İyiyim' sahtekarlığı arasında bir yerdeyiz… Diyor Cahit Sıtkı Tarancı Hakikaten öğle değil mi? Sıkça tanıdık,akraba, dostlarımın cenazesine katılarak görevimi yerine getirmek isterim. Ama gördüğüm manzaralar. sahneler ibretlik. Daha cenazenin başında iken  muhabbet başlıyor.iş, servet, ticaret. Siyaset, spor muhabbetleri gırla gidiyor. İstisnalar hariç kahkahalar neredeyse koro halinde yapılıyor. Doğrusu cenaze sahiplerinin çok yakınları dışında üzülende yok, c...
  • YAZ SPOR OKULLARI’NDA ÇOCUKLAR HEM ÖĞRENİYOR HEM SPOR YAPIYOR

    14 Ağustos 2026 Kağıthane, Köşe Yazıları, Spor

    Kâğıthane Belediyesi tarafından çocuk ve gençlerin yaz dönemini sporla değerlendirmelerine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen Yaz Spor Okulları, ilçedeki spor tesislerinde yoğun katılımla devam ediyor. Farklı yaş gruplarına yönelik hazırlanan eğitim programlarında öğrenciler, alanında uzman eğitmenler eşliğinde hem sportif becerilerini geliştiriyor hem de aktif bir yaz dönemi geçiriyor. Yaz Spor Okulları kapsamında çocuklar ilgi duydukları branşlarda temel teknik eğitimlerin yanı sıra koordinasyon, dayanıklılık ve takım çalışmasına yönelik ...
  • İSTERSENİZ  ROTAMIZI TÜRKİSTAN’A ÇEVİRELİM 

    04 Ağustos 2026 Köşe Yazıları

    Geçen Kurban Bayramını Ata Yurdumuz  Kafkasya’da geçirdim.  Yaklaşık 10 gün Kazakistan, Özbekistan ve Özerk bölge Türkistan’da geçirdim. İlmin, takvanın, adaletin , cesaetin merkezleri, Kahramanlık destanlarının yazıldığı Ata yurdumuzda gerçekten güzel bir 10 gün yaşadım . Altın Silsile denilen mekanları görme imkanı bularak o mübarek zatlara hayır duada bulundum. Tarihin, sanat ve kültürün nakış gibi işlemişçesine güzelim tarihi mekanları doya doya izledim, yaşadım …Peygamberimizin Kuzeni Amcası Abbas’ın oğlu Kusem Bin. Abbas, &n...
  • İnönü’ye Ne Dediler? Ne Cevap Verdi?

    19 Mayıs 2026 Köşe Yazıları

    İnsanlık,  yeryüzünün doyumsuz vahşileri tarafından aynı metotlarla sömürülmeye devam ediyor. Sömürürken de  hiçbir ahlak kuralı, vicdan duygusu göz önünde bulundurulmuyor. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar öyle vahşice katlediliyor ki;  vicdan sahibi hemen herkes,’’ Neden kıyamet kopmuyor? Neden zalimler helak olmuyorlar?  sorusunu soruyor Ama maalesef elden bir şey gelmiyor. Bizler halk olarak hep şunun peşindeyiz; Vuralım, yakalım, yıkalım, öldürelim … Kimi; İsrail’i,  Amerika’yı,  Çin’i, Rusya’yı … Ne Kadar z...