Bugun...
TÜRKİYE,“DEREYİ GEÇERKEN” LİDERİNE SAHİP ÇIKTI!.


Yusuf Yoldaş Misafir Yazar
sadabadhaber@gmail.com
 
 

TÜRKİYE,“DEREYİ GEÇERKEN” LİDERİNE SAHİP ÇIKTI!..

Türkiye’nin jeopolitik konumu çok stratejik… Binlerce yıllık “yön vericilik ve belirleyicilik” rolünden hiçbir şey kaybetmeyen bir coğrafya üzerinde bulunan Türkiye gibi bir ülkeyi ayakta tutabilmek gerçekten çok zor… Bundan dolayıdır ki zaten, daima ileri… Kavga, iç hesaplaşma, taht kavgaları (siyasi kavgalar) ile çağa ayak uyduramamak, korku, endişe, ürkeklik ve var olanı muhafaza etmekle yetinme anlayışı hâkim olmaya başlayan güç/devlet/millet bu coğrafyayı kaybetmek zorunda kalmıştır.                                                 O halde, binlerce yıldan beri “sürekli olarak süzgeçten geçirilerek” edinilmiş tecrübeyi hiçe sayamayacağımıza göre; aynı anlayışın güncel versiyonuna uygun bir yol haritasıyla yeni Başkanlık sistemiyle Türkiye’ye yön vermek kaçınılmaz görünmektedir. Statükocu veya statik yapıya sahipseniz, içinizden ya da dışınızdan sizin yerinize, konumunuza, potansiyelinize göz diken daha “dinamik ve yenilikçi” güçler tarafından mutlaka tahakküm altına alınacağınızdan hiç kuşkunuz olmasın.

Bu yönüyle bakınca; “Recep Tayyip Erdoğan” Türkiye’si, bahse konu “küçükasya/Anadolu tecrübesi” noktasında epeyce isabetli bir politika izlemektedir denilebilir. Bu noktada herhangi bir eksiklik görülüyorsa şayet, “eksikliği” liderlikten ziyade ekipte aramak gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, mevcut haliyle, “güçler rekabetinin boy gösterdiği” bir coğrafyada yürütülmekte olan politikanın fazlaca eleştiriyi hak ettiğini de düşünmüyorum.

Örneğin; “Güneydoğu Sorunu” konusunu, “çözüm süreci” stratejisi çerçevesinde masaya yatırma projesi yeterince yerli olmamakla beraber, “asimetrik denge” ilişkileri ile Pax-Americana noktasından meseleye bakılınca, takip edilen stratejinin belli ölçüde de olsa isabetli olduğu rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Bu bağlamda, “kazan kazan politikası” çıkışı tam da bu stratejiyle çok uyumlu görünmektedir. Ancak nereye kadar, nasıl ve kimlerle bu mücadeleye girdiğin elindeki argümanın durumu şartların değişken oluşu gibi vesairesi çok olan bir çoğrafya!..

Sınırlı ölçüde de olsa, sorun da zaten bu noktada düğümlenmektedir. Yola çıkmak ya da bir başarıyı sağlamak ne derece önemliyse, hedefe varmak ya da konumunuzu güçlendirerek muhafaza etmek de en az onun kadar önemlidir. Öyle ise, denize atlayıp “iyi yüzücü” olduğunuzu başlarda göstermeniz yetmez, karşıya geçebilecek performans ya da başarıyı gösterebilecek misiniz; asıl oradan haber vermeniz gerekir... 

Denebilir ki; amma da yaptın haaa!...yüzmekle deniz de geçile… Evet!... Denizin yüzmekle geçilmeyeceğini biz de biliyoruz elbette... Bana, asıl “çok uzun soluklu (mesela binlerce yıl)” olarak konumunu muhafaza edip etmeyeceğinizden haber verin… Üstelik de “başat aktör” olarak… Aslında, “Anadolu coğrafyası tecrübesi bağlamında” bunu sürdürebilmenin formülü “örtülü bir şekilde” yukarıda verilmişti: Dinamik yapılı, ölçülü, cesaretli, kucaklayıcı ve vizyon sahibi olmak… Bu formüle uyum noktasında gerekli olan “kritik eşik” aşılmış olmakla beraber, istenilen düzeye henüz gelinememiştir.  Belki de bu uzun soluklu bu sürecin devamı için Başkanlık sistemi neden olmasın.

Bugün itibariyle Türkiye, Türk dünyası (Kürtler dâhil) ve İslam dünyasının dertleriyle dertlenen gerçek bir lider var: Recep Tayyip Erdoğan. Arkadaş!... Sevsen de, sevmesen de, yiğidin hakkını vereceksin… Sayın Erdoğan, “dünya ölçeğinde” ender karizmalardan birisidir. Karizmatik liderlik dediysek, “otomobili uçurabilecek şoför” demiyoruz; lütfen… Elindeki malzemeden bana haber vereceksin… ABD’yi değil, Türkiye’yi yöneten bir liderden bahsediyoruz… Yani, “otomobili teslim ederken” uçak gibi uçurmasını bekleyemezsiniz. Tamam… Ancak, Anadolu coğrafyasında ayakta durabilmenin formülüne de harfiyen uymaya gayret hususu hiçbir şekilde yadsınamaz.

Evet, böylesine bir karizmanın yönetmekte olduğu Türkiye, hâlihazırda ciddi virajları dönmekte ve derin nehirleri geçmektedir… Hakikaten henüz ne sert virajlar geçildi, ne derin dağlar aşıldı ve ne de taşkın nehirler geçildi… Öyle ise, “hamaset yapma noktasında” herkes haddini bilmeli, gücünü hesap etmeli, yolunu ölçmeli ve yükünü ona göre almalıdır. Doğru!... Önümüzde, karizmatik liderlik vasıflarına sahip bir önder var; ama eğer ekibi, “her şeyi yerli yerinde, isabetli ve abartıdan uzak bir şekilde” kendisinin önüne koymayı beceremezse, korkarım ki, “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma” temsiliyle karşılaşmaları mukadder olabilir.

Yeri gelmişken belirtelim… “Üçüncü sınıf liderler, dördüncü ve beşinci sınıf ekiplerle çalışırlar; ikinci sınıf liderler, nadiren ikinci sınıf ekiplerle çalışırlar, onlar de genellikle üçüncü ve dördüncü sınıf ekiplerle çalışırlar; birinci sınıf liderler ise, genellikle birinci sınıf ekiplerle çalışırlar ve nadiren ikinci sınıf insanları ekiplerine dâhil ederler.” (s.a.). Anlaşıldığı üzere; birinci sınıf liderler, kendi yerlerinin korkusunda değil, iş yapma ve iş başarma uğraşı peşindeyken; hâlbuki ikinci ve daha alt sınıflardaki liderlerin öncelikleri kendi konumlarını koruma ve güvenli kılma uğraşından başka bir şey değildir.

Demem o ki; Türkiye’yi, tıpkı “ihtişamlı Osmanlı” edasıyla rol oynamaya hazırlamak istediği anlaşılan Sayın Erdoğan, bu kadar emeğinin zayi olmaması ve ümmetin heveslerinin kursaklarında kalmaması için, asıl bundan sonra “içte birliği sağlama” gayretine soyunulmalıdır. Yeniden kadrolar gözden geçirilip Erdoğanın hızına ve çalışkanlığına ayak uyduracak oluşumlara ihtaç duyduğumuz kesindir.  Binlerce yıllık tarihimizde “dilden dile dolaşarak” günümüze gelen deyişiyle; “evinle bir olursan, köyüne bile karşı koyabilirsin; köyünle bir olursan da şehrine bile karşı koyabilirsin” özdeyişini boşuna söylememişlerdir. 

Bu noktadan bakınca denilebilecek olan son sözüm şudur: Lütfen, herkesi kucaklayıcı olma anlayışınızı daha da perçinleştirin… Devletlerin içerisine bile ajanlar girebildiğine ya da ajanlar kullanılarak devletlere bile hata yaptırılabildiğine göre; grupların içerisine sızarak da aynı oyunlar oynanabilir. Öyle ise, “birbirinizle çatışarak güçten düşmeyin; aksi halde, korkarım ki, sizi birbirinizle çatıştıranların hedefi her ikiniz de olabilirsiniz.” Hiç kimse, kendisini devlet kurumları yerine koyamaz… Hiç kimse, rutin işleyişin dışına çıkarak birilerini “devlet kurumları” adına sorgulayamaz, yargılayamaz… Kanunlar, kurallar, usuller, erkânlar ve yerleşik anlayışlar bellidir… Bu durumda, özür dilemesi gerekenler bundan kaçınmamalıdırlar… Sonuçta, şu ibretlik hatırlatmayı yaparak bitireyim: AK Parti’nin kurulma aşamasında, öylesine “uçuk” senaryolar piyasaya sürülmüştü ki, partinin kurucuları arasında yer alacağı herkesçe bilinen çok sayıda marka isim geri adım atmak ve çıktıkları yoldan dönmek zorunda kaldılar. (Bu anlamda; Sayın Erdoğan’ın ekibini terk etmeyerek sadakatlerini kanıtlayan ve ülkeye hizmet etme yarışına katılan herkese çok teşekkür etmek gerekir). Aynı oyun ve hayali senaryolar, 2007 yılından sonra farklı biçimlerde piyasaya sürüldü ve bugün gelinen noktada, en önemli yoldaşlar ile paydaşlar birbirleriyle çatışır pozisyonda bulmak zorunda kaldılar kendilerini… Böylesine acı bir tecrübe ortada iken, “Dere geçilirken…” özdeyişini hafife almadığını gösteren Milli irade…Bu konuda çok daha da dikkatli olduğunu ispat etmiş durumdadır… Başkanlık sistemi ile “Yeniden Büyük Türkiye” için, kırgınlıkları kaldıralım lütfen!… Merhum Necmettin Erbakan’a da, bu sloganı bahanesiyle de olsa, rahmet dileyelim (tüm geçmişlerimiz için de …).

 



Bu yazı 573 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI