Bugun...
Sevgili dostlar,


Metin Zor
İMAİL: metinzor58@gmail.com
 
 

Bugüne kadar; duygularımı, düşüncelerimi ve tespitlerimi, sizler için satırlara yansıtarak, dile getirmeye çalıştım. Ömür ve şartlar elverdiği sürece, bundan sonra da hayatın gerçeklerini, siz güzel insanlara aktarmaya çalışacağım.

Bu güne kadar, mail veya telefonla teşekkür edenlere, bende buradan selam ve muhabbetlerimi iletiyor, inandığım yolda yürümeye devam edeceğimi ifade etmek istiyorum.  Ilımlı, siyasetten uzak, her fikre saygılı, uzlaşmacı ve iyimser kimliğimle, barışçıl duygu ve düşüncelerimi, özgürce dile getirerek, dilimin döndüğünce insanlığa mesaj vermeye çalışacağım. Çünki; sizlerin teveccühü, ufkumu daha da açmakta, sevginin ve saygının yüceliğini anlamlı kılmaktadır. Hemen her yazımda, insani davranışlardan, insanın görevlerinden, birlik ve beraberlikten, hoşgörü ve barıştan bahsediyorum. Tabiidir ki; aynı tarz yazılarımız devam edecektir.

 SADAKAT                                                                    

Mensubu olduğumuz bir siyasi partide, bir kurumda veya aile içindeki, gelişen olaylar karşısında, aldığımız eğitim ve beşeri terbiye gereği, aidiyet hissi ağır basıyorsa, kol kırılıp yen içinde kalabiliyor. Meydana gelen dahili olumsuzluklar ise; ılımlı ve yapıcı olmanın, insani görevlerimizden olduğu bilinci, bizleri bazen sessiz kalmaya mecbur kılıyor. Fakat bu sessizlik, bu sadakat, bu terbiye, birilerinin görev yaptığı esnada, haksızlık yapmak ve adaletsiz davranmasını gerektirmiyor. Yani şunu demek istiyorum. Şayet suskunluğumuz, bilgisizlik ve korkaklık olarak algılanıyor ise, işte o zaman yanılgı var demektir. Aynı amaç uğruna ter dökerken, haksızlık yapıldığı halde, edep gereği ve geçici olarak suskunluk var ise, sessizlik var ise, bu suskunluk, bu sessizlik, birilerinin haklı olduğu anlamını taşımaz.  Ayrıca; suskun olmak, o haksızlığı yapan kişi ya da kişilerin, iyi bir yönetici, iyi bir görev adamı, iyi bir demokrat ve adaletli bir karar verici olduğu anlamına da gelmez. Suskunluk yanlış algılandığı andan itibaren, gelişmenin ve sadakatin seyri değişir. Gerçekler, gözümüz önünde belirgin hal alır, yanaklarımızda tokat gibi belirir.

Bulundukları makamdan dolayı, sürekli olarak, hoşgörü ve sevgiyle yaklaştığımız, saygı ve sadakat gösterdiğimiz, kendini idareci sanan insanlardan, hep darbe almışızdır. Sebebi araştırıldığında ise;                                                                                                                   bir çok ve değişik nedenlere ulaşıyorsunuz. Bunlar; Cahillik, kıskançlık, korku (benim yerimde gözü var.) veya (benden daha çok seviliyor.), vizyonsuzluk, asosyallik ve en önemlisi de, bulunduğu makamın, ciddiyetini ve özelliğini idrak edememek gibi basiretsizlikler olduğu görülüyor.

Birtakım sivil toplum örgütlerinde, kamu kurum ve kuruluşlarında, kurumsal veya kurumsal olmayan özel sektörlerde ve dahi siyasi partilerde, yukarıda sunduğum örneklerle çok karşılaşılmıştır. Haksızlıklara maruz kalmış, işini kaybetmiş, siyasetten koparılmış insanların varlığı, hepimizin malumudur. Yine bu kişilerin, istikbali ile de oynanmış ve onların hareket kabiliyeti engellenmiştir.  Daha önce , “YARASALAR”  başlığı altında yayınlanan makalede, bu konunun değişik versiyonunu dile getirdiğimde, birtakım basiretsizler rahatsız olmuştu. Bu gün de rahatız olacakladır. Varsın olsunlar, bizler gerçekleri dile getirelim. Yeter ki; Kimsenin istikbaliyle oynanmasın. Müspetlere, gönül erlerine, hoşgörülü ve saygılı davrananlara, aidiyet prensibine sadık kalanlara, sadakat mensuplarına zarar verilmesin… .….                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

Haksızlık yapan, objektif davranmayan, mensup olduğu kurumu da alet ederek, hissi ve özel çıkarına göre hareket eden, kişilerin gelecekte adı bile anılmayacaktır. Fakat, yüreklerde yaptığı tahribat ve yıkımın telafisi, belki de yakın zaman içinde mümkün olamayacak, giden geri gelmeyecektir.                                                                                                  Geçmişten ders alalım, hiç değilse bundan sonra, bu gibi yıkımlar olmasın.                                                                         Kısacası, bir insanın istikbali,  peşin hükümlü iki dudak arasında olmamalı. Kurum ve kuruluşlarda karar verici o iki dudak, istişarelere önem vermelidir.                                                                                                         Karar vericilerde, hoşgörü ve iyi niyet karinesi bulunmalıdır.                                                                                            Karar vericiler hin olmamalı, yargısız infaz yapmamalı ve adaletli davranmalıdır. Her şeyden önce, kendisine ve çevresine saygı duymayı bilmeli, yaratılış gayesini özümsemiş olmalıdır.                                                     Karar verici, kişisel dürtü ve çıkarlara göre hareket etmemelidir.                                                                                      Karar verici, büyüğü küçüğü tanıyan, iyiden kötüyü ayıran ve en önemlisi de, feraset sahibi olmalı ki;  işte o zaman, verdiği kararlar da objektif olabilsin.

Nasıl olsa, bundan zarar gelmez düşüncesinden hareket edilerek, sessiz ve gönül eri insanları, bir kenara itip, zarar vereceklere yaklaşma mantığı olduğu sürece, yarasalara yarasa ilave edilmesi kaçınılmaz olacaktır.

İmam, cemaate Kur’an hükümlerini tebliğ eder.  Ben de; tecrübem ışığında gördüğüm, tespit ettiğim ve yaşanılan haksızlıkları sizlerle paylaşıyor, karar vericilere temennilerde bulunuyorum.                                  Bu gibi haksızlıkların yaşanmaması ve vebalde kalınmaması için, insani görevimi yapmaya çalışıyorum.                                                                                     Hepsi bundan ibarettir.

İNSANLAR, BİRBİRLERİNE MÜŞVİK DAVRANABİLSE, SAMANLIK SEYRAN OLMAZMI. !!!

VESSELAM,

 

METİN ZOR                                                                                                                                                           GSM:  0533 470 29 82                                                                                                                                                                                  İMAİL: metinzor58@gmail.com



Bu yazı 1392 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI