Bugun...
MEDENİYET VE ÇAĞDAŞLIK ÜZERİNE


Metin Zor
İMAİL: metinzor58@gmail.com
 
 

Gelişen ve bu gelişime paralel olarak değişen ve yer küre üzerinde yaşayan insanlar; benliğinden, yaratılış gayesinden uzaklaşıyor, hemen her konuda acımasızca, fütursuzca hareket edebiliyorlar. Teknolojide gelişmiş bazı ülkeler de bu durumu çok iyi değerlendirip, yeni teknolojiler üretip, adeta geri kalmış toplumların genleriyle oynuyor ve onları öz benliğinden uzaklaştırabiliyorlar. İnternette, telefonda, sosyal iletişimin her türünde, televizyonda, sinemada, sahnede, aklınıza gelen, hemen her alanda ve sinsice, projelerini hayata geçirerek, geri kalmış ve eğitimsiz toplumları istedikleri gibi yönlendirmesini biliyor ve adeta teknoloji manyağı yapıyorlar. Bunlar da yetmiyormuş gibi, GDO lu gıdalardan tutun da, zehirli alet, edevat ve cihazlara kadar.  Bu zehri, hem kimyasal yolla ve hem de, teknoloji kanalıyla istediği gibi şırınga edebiliyor. Buna da batının medeniyeti deniyor! Olmaz olsun öyle medeniyet.

Güzel ülkemiz ve insanlarımız üzerinde de, aynı oyunlar oynanmaktadır. Gelişen dünyaya ayak uydurmak adına, milli ve manevi değerlerimizden adım adım uzaklaşır olduk. Meydana gelen gelişmelere ayak uydurmak için; özümüzden, kültürümüzden uzaklaşmamız, kopmamız gerekmiyor. Nedense, önümüzdeki gerçekleri de bir türlü anlamak istemiyoruz. İllaki bir şeyler yapmak istiyorsak, diğer ülkelerde olduğu gibi, milli ve manevi değerleri kaybetmeden de ilk leri gerçekleştirir, gelişmeleri yaşayabilir ve yaşatabiliriz. Kültürümüzden, milli ve manevi değerlerden koptuğumuzun farkında bile değiliz. Bu duyarsızlığımızı; giyimden-kuşamdan tutunda, hareketlerimiz, tavrımız davranışımız ve birbirimize hitap şekline kadar. O güzelim Türkçe’mizi bile yazışmalarımızda ve konuşmalarımızda, katlederek  kullanır olduk….. Konuştukça da………… Anlamsız hale getirdik. Evet, sözde medeniyet uğruna, kültür yozlaşması ve kopyacılık, her alanda kendini bariz bir şekilde göstermektedir. Bu şekilde devam edecek olursa, maalesef geleceğimizin değerleri çocuklarımıza yazık olacak. Bir öğrencinin üzerindeki tişörtte, “GOD İS BUSY, I CAN HELP YOU.”  / “JEAN ALİ” Bu ve bunlara benzer ahlak dışı ve hatta bu satırlara yazamayacağım kültürümüzle örtüşmeyen yazılar.

Neredeyiz. Ne oluyor bize yahu. Anneler, babalar, ebeveynler biraz daha dikkat. Medeniyet bu değil. Yolda yürürken (uçarken !) telefon kulağımızdan düşmez oldu. Toplu ulaşım araçlarında seyir halindeyken, ellerimiz klavye veya hep tuşlarda, gözümüz ekranda. Bazen ineceğimiz durağı dahi geçiyor, yanı başımızda olan bitenden habersiz bir şekilde, teknoloji oyuncağı ile her türlü oyunu oynamakla meşgul oluyoruz. Öyle anlar oluyor ki; en yakın akrabamızı veya arkadaşımızı dahi, yanı başımızdayken fark edemiyoruz. İnanılması güç ama, telefonda konuşur veya yazışırken yaya kaldırımlarından düşenleri, kenardaki direklere çarpanları çok gördüm. Niye bu kadar kendimizi kaybettik. Ey gençlik ! dikkat, medeniyet bu değildir. Çağdaşlık bu değildir. Yanlış anlaşılmasın, kastımız, teknoloji harikası olan cep telefonları değil. Sadece örnek olması ve dikkat çekmek için bu gerçekleri aktarmaya çalışıyorum. Onlar, hayatın bir parçası ve gereklidir de. Sözümüz, abartılı ve gereksiz yere kullananlaradır. Gereksiz kulanım halinde, kişiliğimiz, sağlığımız bozuluyor, ekonomiye zara veriyor, zamanımızı da boşa harcamış oluyoruz. Yozlaşıyoruz.

DİĞER BİR AÇIDAN,

Medeniyetin beşiği sayılan birçok Avrupa devletlerinde, krallar ve kraliçeler mevcuttur. İngiltere’yi, kraliçe temsil ediyor. Hatta burada, yani İngiltere’de, yüksek mahkeme yargıçları, (ortaçağdan kalma gelenek gereği) hala ortaçağ giysileri ve perukla yargılama görevlerini yapıyorlar. İngiliz sömürgesi olan Uganda’da görev yapan bir yargıç bile, kendi geleneğini yaşatabiliyor ve aynı kılık kıyafetle yargıçlık görevini yapıyor. İngiltere parlamentosunun açılış törenleri, 1600 lü yılların geleneği ve kıyafetleri ile yapılmaktadır. Kiliselerin papazları da, aynı giysi ile açılış törenlerine iştirak edebilmektedir. Hem de özel taltıf ve itimam görerek. Bu gelişmelere hiçbir İngiliz vatandaşı itiraz etmiyor, gerici ve yobaz demiyor. Tam tersi, kendi tarihiyle iftihar ediyor.  Kraliçeler, hala törenlere at arabalarıyla katılıyor. Yabancı devlet adamlarını, at arabalarıyla seyahat ettiriyor ve gezdiriyorlar. Hatta, devlet işlerinin görüşüleceği  mekanlarda bile, aynı gelenek devam ettirilmektedir.

GELENEĞİ OLMAYANIN GELECEĞİ DE OLMAZ.  GELENEĞİ YAŞATMAK, MEDENİYETİN TA KENDİSİDİR.

Bir Avrupalı, bir İngiliz, tüm geleneklerini yaşatırken; biz neden kendi öz kültürümüzü ve geleneğimizi hep aşağılarız. Bir türlü anlam veremiyorum. Ruhumuz yok mu oldu acaba… Beş kıtada at koşturan, insanlığa örnek olan ve gittiği her yere medeniyeti götüren bir ecdadın torunları olan bizler, ne çabuk unuttuk geçmişimizi. Hangi cüretle şanlı geçmişimizi aşağılıyoruz. Bu tutum, kendi kendini inkar etmenin bariz bir örneğidir.

Avrupa ile uyum sağlamak için, Latin alfabesini (Roma alfabesi) örnek aldık, tamam. Batılılaşmak adına, çok değerimizi feda ettik. Bu da tamam. Peki biz nereden geldik, soyumuz kim. Atalarımız kim. Ne yapmışlar, nasıl yaşamışlar, medeniyetlerini nasıl yaşatmışlar. Yaşam tarzları nasıldı. Ülkeleri nasıl yönetiyorlardı. Adaletin devamını nasıl sağlıyorlardı. Diğer milletlere nasıl örnek oluyorlardı. Bu sayılanların hepsi bir realite. O günlerden kalan veya yaşayan biri yok ki; bize gerçekleri anlatsın. Gerçi, anlatsa da anlayamazdık ya, o başka bir sorun. Çünkü, öz türkçe veya Osmanlıca konuşacaktı. Çünkü kendi dilimize yabancı kalmış, Latin alfabesiyle öğrenim görmüşüz. Dünyaya entegrasyon için öğrenim şekline itirazımız yok. Fakat; tarihimizi, medeniyetimizi, kültürümüzü öğrenmek, en doğal hakkımız olduğuna inanıyorum. Geçmişte; tarihimiz, örfümüz, geleneğimiz, yaşam tarzımızın incelikleri, hep Osmanlıca ile yazılı ve kayıtlı olduğundan, adeta tarihimize yabancı kaldık. Ecdadımızın dili, Osmanlıcayı bilmiyoruz. Böylelikle de geçmişimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olamıyoruz. Ancak, uzmanların ve ya Avrupalıların bize yansıttığı kadarıyla bilgi sahibiyiz. Bu yansıtılanlar ne derece doğru. O da ayrı bir tartışma konusu zaten. Muhteşem Süleyman Dizisinde sergilenen rezillikte olduğu gibi. Okullarda Osmanlıca öğretilsin dendiğinde fırtınalar koparılıyor. Niçin bu kadar kendimizi aşağılıyoruz. Hangi millet kendi geçmişini ve tarihini öğrenmek için başkasından yardım almıştır. Hangi devlet ecdadının diline yabancı kalmıştır. Bir Avrupalı veya bir İngiliz öğrenci fevkalade mevcut konuşma diliyle, kendi tarihini okuyabiliyor ve öğrenebiliyor. Var mı bunda bir sakınca yok. O halde bizde kendi tarihimizi, konuştuğumuz dille olmasa bile, yeni öğrendiğimiz ve ecdadımızın dili olan Osmanlıca ile öğrenmek istediğimiz zaman niçin sakınca doğuruyor. Şanlı tarihimizi bizzat okuyarak öğrenmekten rahatsız olan çevrenin işine gelmiyor. Bir kaşık suda fırtına koparmaya çalışıyorlar. Çünki; Gerçek medeniyetten, hep kaçar olmuşlardır.

Milli ve manevi değerlerin yaşatılması için harcanan çabayı gören birtakım kendini bilmezler, yobazlık hortladı deyip feryadı figan ediyor, hop oturup, hop kalkıyor. Gelenek deyince de, tamamen zıplamaya başlıyor. Aslında yobazın kendisi olduğunun farkında bile değil.

GELENEĞİ YENİDEN İNŞA ETMEK VE GELENEKTEN GELECEĞE UFUK AÇMAK, AYDIN  İNSANLARIN EN BAŞTA GELEN GÖREVLERİDİR. BEN ÇAĞDAŞIM DİYEN, BEN AYDINIM DİYEN HER BİREY, BU GERÇEĞİ UNUTMAMALIDIR. TERSİNİ DÜŞÜNÜYORSANIZ, BIRAKIN, KÜL MANGALDA KALSIN.

VESSELAM,

METİN ZOR.  (metinzor58@gmail.com)



Bu yazı 1373 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI