Bugun...
HEY GİDİ GÜNLER HEY


Metin Zor
İMAİL: metinzor58@gmail.com
 
 

Nerede kaldı o eski günler; insanlıklar, bayramlar, komşuluklar, küle muhtaçlıklar. Bu ifadeler, adeta eski yaşanmışlıklara  özlem nidalarıdır. Bu hey gidi ler, insana verilen değeri, o na olan saygıyı, komşu olmanın değerini vurgular. Sohbet ortamlarında eski günler anlatıldığında, hey gidi ler söylenmeye başlar. Başlanır, komşulukların ve güzelliklerin anlatılmasına. Ağızları şapırdatarak güzellikleri anlatırken de, ders çıkarmak gerekiyor.

Bilindiği gibi; ülkemizde de bir çok kimse, doğduğu yerde kalamamıştır. Altındır taşı toprağı deyip, göçüvermiş, karın doyacak illere. Sarılıvermiş bulduğu bir işe. Çalışmış yıllarca karın tokluğuna. Çalışmış didinmiş; anasına, babasına, en önemlisi de, yarine ! ekmek parası göndermek için. Çalışmış, çabalamış kenara bir şeyler koymak için. Biraz daha çalışmış, gurbetten ev ve araba almak için. Onları da almış birde ne görsün. Denizin dalgası o nu öyle uzaklara götürmüş ki. Bir daha geri dönmesi ne mümkün. Olamamış bir daha eskisi gibi. Olamamış kendisi gibi. Dönememiş yarine !. O gelmiş o nun yanine. Toplaşmışlar hep bir odaya, başlamışlar konuşmaya, derken zaman gelmiş çocuk dünyaya getirmişler, bunların sayısı artmış. Bir de, geçim derdine düşülmüş. Ne ana kalmış, ne baba kalmış, ne memleket, ne de ulvi değerler. Hepsi unutuluvermiş zamanla. Çocuklar büyümüş, onlar da para kazanmış, ev almııış, çetleşerek evlenmiiiiş, biraz daha çalışarak, babasının yaptığı gibi araba almıııış. Alınan o araba, onları da o kadar uzaklara götürmüş ki, onlar da babası gibi, bir daha geri dönememiş. İşte hikaye buuuu.

Ne olmuş bu hikaye sonrası. Ne mi olmuş. Ahlak erezyona uğramış, saygı denen davranış şekli kalmamış. Baba, babüşko olmuş. İnsanlık unutulmuş, mantalite maddiyat olmuş. Komşuluk bitmiş, yardımlaşma kalmamış, herkes robotlaşmış. Ana baba, avrat tanınmaz olmuş. Ulviyet kalmamış, sevgi yok olmuş. Herkes yozlaşmış, ahlak ve maneviyat, başı boş, dolaşır olmuş.

Evet değerli okuyucularım,

Hal ve ahval böyle iken, özümüze dönmek için, kolaycılığa kaçmadan, kadermiş demeyip, biraz çaba sergilememiz gerekiyor. İnsanlığın, yakınlaşmanın, komşuluğun, birbirimizle hemhal olmanın hazzını duymamız gerekiyor. Önemli olan da bu değimlidir. Duyabiliyor isek, ne mutlu bizlere.

Geçmişte hep beraber yaşadığımız bayramlar, şimdi de var. Dağınık veya yan yana olan konutlar, şimdi daha sık ve yakın konumda. Hatta üst üste. Onlarca kattan meydana gelmiş. Bu kadar yakın ve bitişik nizam olduğu halde, neden birbirimize çok uzaklarda gibiyiz, neden. Bunun nedeni biraz önce anlatılan hikayemsi örnek olabilir mi. Biraz düşünelim.

Geçmişte, adam gibi ve yardımlaşarak komşuluk yapmış insanların nesilleri veya devamı bizleriz. Bayramı bayram gibi yaşayanların torunları bizleriz. Siftah yaptıktan sonra, ikinci bir müşteri geldiğinde, komşu dükkanın da siftah yapması için, gönderen kanaatkar esnafın kardeşleri bizleriz. Birbirimizden uzaklaşmayalım. Aynı gemide seyahat ettiğimizi hatırlayalım. Aynı binada yaşadığımız komşular ile tanış olalım. Komşularımızın acılarını ve mutluluğunu paylaşalım. Dün yaşanan güzellikleri, bugün de yaşayalım. Gerçeklerden kaçmayalım, gelişmelere duyarsız kalmayalım. Eskiden, komşu, komşunun külüne muhtaçtı. Şimdi ise, bir selamına muhtaç olur hale geldi. Gelin, birbirimizi selamsız bırakmayalım. Ne dersiniz. Gelin bir deneyin.

Bu vesile ile,

Çocukluk döneminde yaşadığım bir anımı, sizlerle paylaşarak, bu günkü yazımı sonlandırmak istiyorum.

Doğduğum ve belli bir süre yaşadığım köyümde; dini, milli ve önemli günlerde, çevre köy ve mezralardan, köyümüze insanlar gelirdi. Bu gelen insanları, misafir etmek için de, aramızda yarış yapılırdı. Babalarımız; gelecek olan insanları misafir olarak kapmak için, bizleri köy girişlerine konuşlandırırdı. Gelen bu insanların, kimin evine misafir olarak gideceğini, biz çocuklar belirlerdik.

Nasıl mı.  Yaya ise, atkısını, beresini, bastonunu, şapkasını teslim alarak.  Ulaşım aracı ile gelmişse, o ulaşım aracı da eşek veya at ise, o kişinin eşeğinin veya atının tutulması, ahırlarımıza götürülmesi ve  yemliklere bağlanmasıyla, misafir kazanılmış oluyordu. Kazanılan her misafir için, ödülümüz de, birer adet halka şeker idi….

 

Vesselam.



Bu yazı 1262 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI