Bugun...
DÜNDEN BU GÜNE


Metin Zor
İMAİL: metinzor58@gmail.com
 
 

 

Yıllardır, duygularımı, düşüncelerimi ve tespitlerimi, kalemime yansıtarak, sizlere sunmaya çalışıyorum. Elbette ki; elim kalem tuttuğu ve ömrüm yettiği sürece, bu durum devam edecektir.

Tespitlerimi ve gerçekleri dile getirdiğim yazılarımdan dolayı, çeşitli iletişim yoluyla eleştirenlere, teşekkür edenlere selam ve muhabbetlerimi iletiyorum. Eleştirenlere ben de teşekkür ediyorum. Çünkü o zaman zülfüyare dokunduğumu anlıyor, ifade ettiğim gerçeklerden dolayı, birilerinin rahatsız olduğunu hissediyorum. Bu güne kadar, kaleme aldığım yazılarımın tümünde vurgulamaya çalıştığım gibi, insani değerlerin yok olmamamsı için, bildiklerimi ve tespitlerimi dile getirmekten vazgeçmeyeceğim. Netice ne olursa olsun;  menfi etkilenmeden, yılmadan, yorulmadan insanın yaratılış gayesini ve insani görevlerimizi, elimden geldiğince tebliğ etmeye devam edeceğim.

Siyasi bir hareketin ve davanın içinde olan, yıllar yılı değişik kademe ve değişik görevlerde bulunmuş biri olarak, hiçbir zaman yazılarımda siyasi konulara değinmemişimdir. Buda benim ayrı bir özelliğim olsa gerek. Çünkü sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Birtakım payeleri ve etiketleri, suistimal etmemek gerektiğine inanıyorum. Birilerinin verdiği siyasi güç sayesinde, birilerini yok etmeye çalışan, çirkin siyasi anlayıştan hep uzak durdum. Ilımlı siyasetçi kimliğimi yıllardır korumaya çalıştım ve bunu başardığıma inanıyorum. Aldığım tepkiler de, bunu kanıtlıyor zaten. Herkese teşekkür ediyorum. Birileri beğense de, beğenmese de, ben bir sosyal siyasetçiyim. İnandığı yolda yürümeye devam eden, yazılarında ise, siyasetten uzak durarak, sosyal yaralara parmak basmaya çalışan bir faniyim işte. Her fikre saygılı, kavgayı değil barışı seven uzlaşmacı, konulara ve gelişmelere iyimser bakan, düşüncelerini nazikçe dile getiren, yaşanmış gerçekleri dile getirerek, insanlara mesaj vermeye çalışan bir garib’iz.

Herhangi bir sivil toplum örgütünde, siyasi veya kamu kurum ve kuruluşlarında, meydana gelen ve getirilen veya yaşatılan olumsuzluklar her zaman var olmuştur. Siz de, anılan kuruluşlardan birinin mensubu iseniz ve sesiniz çıkmıyor, vitrinlere oynamıyor, aldığınız eğitim ve  terbiye gereği, aidiyet hissi ağır basıyor ise, kol kırılıyor, yen içinde kalabiliyor. Fakaaat; bu sessizlik, bu sadakat, bu terbiye, elinde yetkisi olan birilerinin, haksızlık yapmasını ve adaletsiz davranmasını gerektirmiyor. Şayet, suskunluğumuz bilgisiz ve korkaklık olarak algılanıyor ise, işte o zaman yanılgı var demektir. Görev cahilliği var demektir. Aynı dava için, hep beraber terlerken, haksızlık yapıldığı halde, edep gereği geçici olarak suskun kalmak, birilerinin haklı olduğu anlamına gelmez. Diğer yandan, sesini çıkarmamak, haksızlıkları yapan kişinin; iyi bir yönetici, iyi bir görev adamı, iyi bir demokrat, iyi bir karar vereci olduğu anlamını da taşımaz. Suskunluğun yanlış anlaşılmasından itibaren, gelişmenin ve sadakatin seyri değişir. Gerçekler su yüzüne çıkarak belirgin hal alır ve yanaklarımıza vurulan tokat gibi, kendini göstermeye başlar.

Makama olan saygımızdan dolayı, saygı hoşgörü ve sevgiyle baktığımız, sadakati eksik etmediğimiz birtakım sözde idarecilerden veya idareci sandığımız kişilerden, hep darbe almışız. Araştırıldığında ise, birtakım değişik tespitler elde edilmiştir. Sıralayacak olursak; görev cahilliği, vizyonsuzluk, misyonsuzluk, hak etmeden görev verilmişlik, sevgisizlik, kıskançlık, hinlik, korkmak (Burada korku derken, gönül eri teşkilat mensubunun, camiada sevilmesinden dolayı, “benim yerimi alacak” korkusundan bahsediyoruz.) asosyallik gibi. Diğer en önemli sebeplerden biri de, kendisine bahşedilen makamın ciddiyetini, özelliğini, sorumluluğunu kavrayamamak ve temsil yeteneğinden uzak, aidiyet hissiyatının olmayışıdır.

Bulunduğu makamda, mensubu olduğu kurumu alet ederek, hissi ve özel çıkarına göre hareket eden sözde yöneticilerin, gelecekte adı bile anılmayacaktır. Geçmişten ders alınmadığı sürece, yıkımlar devam edecektir. Gönül erlerinin istikbali, peşin hükümle engellenmemelidir. Davasına gönül vermiş, fedakar insanların istikbali, iki dudak arasında olmamalıdır. Karar vericilerde, hoşgörü ve iyi niyet karinesi olmalıdır. Karar vericiler, büyüğü-küçüğü !!!  iyi tanımalı, iyi ile kötüyü ayırmasını bilmeli ve en önemlisi de, feraset sahibi olmalıdır.

Teşkilat içinde sesi çıkmayan, çirkeflik yapmayan, edepli ve haya sahibi gönül erlerinden nasıl olsa zarar gelmez diyerek ve onları bir kenara iterek, zarar vereceklere kucak açmak veya yanaşmak, yarasalara fırsat vermek demektir ki, bunun örnekleri geçmişte çoook yaşanmıştır.

Burada amacım şudur. Bugüne kadar yaşanmış olan bazı gerçekleri dile getirerek, geçmişten ders alınmasının gerekliliğini vurgulamaktır. Karar vericilere örnekler vererek temennilerde bulunmaktır. Edindiğim tecrübelerden sonra, vebalde kalmamak için, insanı görevimi yerine getirmektir.

Keşke, insanlar birbirini anlayabilse……

Vesselam,

Metin ZOR

 



Bu yazı 445 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI