Bugun...
DÜN VE BUGÜN


Metin Zor
İMAİL: metinzor58@gmail.com
 
 

Bu yazımızda, sosyal bir yara haline gelen, masraflı ve yanlış çocuk büyütme ve yetiştirme konusuna,  geçmişten örnekler vererek değinmeye çalışacağız.

Otuz beşli, kırk lı yaşları geride bırakmış olan dünün çocukları, zor şartlarda, kolay yaşamasını becermiş aileler tarafından, nasıl yetiştirildiğini, çok az maliyetle nasıl çocuk büyütüldüğünü ve okutulduğunu çok iyi hatırlarlar. Bu gerçeğe karşın, dünün çocukları olarak belirttiğimiz, anne ve babalar, bizzat kendilerinin de bu sarmalın içinde olduğunu görerek, hissederek, yaşayarak, zamanımız çocuklarının, çok yüksek maliyetle büyütüldüğünü ve okutulduğunu da,  göreceklerdir.

Örnek mi; Doğumlar, ebeler tarafından yaptırılır, nur topu gibi gürbüz yavrular dünyaya gelirdi. Rast gele kumaşlardan altımıza çok sayıda bez hazırlanır, kirlenen bezler, günübirlik veya gün aşırı yıkandığında, çamaşır iplerinde yer kalmazdı. Hatta, bazı yörelerde söz konusu bezin içine ısıtılmış toprak (Höllük) konur, hem üşümez, hem altımızı ıslattığımızda bedenimiz tahriş olmaz ve hem de sağlıklı olurduk. Diğer yandan, toprakla haşır neşir olmamız, daha ilk günlerde sağlanıyordu..! Akrabaların veya komşuların, geçmişte çocukları için kullanmış oldukları eski çocuk yatağı, beşik yatağımız, zıbınlar ise, elbisemiz olurdu. Bizler büyüdükçe, büyüklerden kalan giyecekleri kullanırdık. Anne sütü, ilk besin kaynağımızdı. Belli zaman sonra, beslenmemize, sıvı yemekler ilave edilirdi. Mamamız ise, su karıştırılarak yapılan pirinç unu idi. Yürümeye başlamamız toprak üzerinde olurdu. Vücudumuzun doğal temizliği için, leğen ve bir kalıp sabun yeterli oluyordu. Oyuncaklarımız, doğal veya elle yapılmış, maliyetsiz araç-gereçlerdi. Varillerden kesilerek çıkarılan çember, inşaat alanlarından temin edilen demir çubuk ise, çemberimizin direksiyonu olur ve yollarda çemberimizi döndürerek oynardık. Kurban kesilen küçükbaş hayvanların ayaklarından çıkan ve dört tane yüzü olan kıkırdaklı kemik (Aşık) ve bilyeler diğer oyuncaklarımızdı. Küçük çakıl taşlarıyla, beş ve dokuz taş adı verilen zihin geliştiren doğal oyunlarımız vardı. Mahalle aralarında veya sokaklarda içine saman veya bez parçası doldurarak, deri ve herhangi bir yumuşak plastikten imal ettiğimiz toplar ile, futbol maçı yapardık.  Yine, sokaklarda ve boş alanlarda, seksek, topaç, top çevirme saklambaç, uzun eşek gibi birçok oyunlarımız vardı.

Okula başladığımızda, ağabey veya ablalarımızdan kalan, siyah önlük ve ayakkabı(duruma göre lastik veya plastik olabilirdi) bizim olurdu. Sarı, çizgisiz saman kağıttan oluşmuş matematik defteri, yine tedrisata uygun ise, eski ders kitapları, birtakım araç gerecimiz olurdu. Tahtadan cetvel, pergel(tek tarafı çivili) Kurşun kalem. Tükenmez kalem nadiren birkaç kişide olurdu. Bu tükenmez kalem, defterlere ders başlıklarını yazmak için elden ele dolaşırdı. Genelde, tükenmez kalem yasaktı. Hele hele, kırmızı yazan kurşun kalem bulduk mu değmeyin keyfimize. Tüm malzemelerimiz ve kitaplarımız, defterlerimiz, anne veya babamızın bezlerden oluşturduğu el yapımı çantalarımıza doldurulurdu. Gerektiğinde beslenme gıdalarımız da. (Azık)

Herkes, kendi köyü veya  mahallesindeki okula, yürüyerek gider, servis veya refakatçi nedir bilmezdi. Dershane, etüt merkezleri ve yardımcı kaynaklar yoktu. Okul veya öğretmen araştırılmaz, öğretmenin her sözü emir ve kanundu. Çok saygı duyulur, O örnek alınırdı. Hatta attığı tokatcığın, yanağımıza dokunduğu yerden gül biterdi.! Çünkü onlar kutsal bir mesleğin sahibiydiler.

Kış aylarında, kayak merkezlerimiz köyümüz veya mahallemizin yüksek yerlerinden aşağıya doğru, (plastik parçalarından veya kaymaya yarayan nesnelerden oluşturduğumuz patenler ile,) kaymaya çalıştığımız alanlardı. Saate bakma derdimiz olmazdı. Zaten yoktu. Kulağımız akşam ezanı sesinde olurdu. Ezan sesi duyulduğunda, herkes evine dağılırdı.  Genellikle kış aylarında, anne ve babamız komşu ziyaretlerinde bulunur, biz de yanlarında giderdik. Gittiğimiz evin çocuklarıyla değişik oyunlar oynardık. Bilmece, bulmaca, şehir isimleri v.b.  Okuldan eve geldiğimizde, sömestri veya yaz tatillerinde, ev işlerine yardımcı olurduk. Yaz aylarında, emeğin değerini özümsemek için, büyüklerimiz bizleri bir yere emanet eder orada çalışır, getir götür işleri yapardık. Tabiidir ki, bu durumun amacı belliydi. Ya okursun ya da, hep böyle kalırsın… Farkında olmadan mesuliyet yüklenmiş olurduk. En zor işlerin bizleri beklediğinden korkardık.  Ailemize yük olmadık, fazla maliyet çıkarmadık. Yokluk içinde bile kendi oyuncaklarımızı kendimiz imal ettik ve doya doya oyuncaklarımızla oynadık.

Zaman geldi büyüdük. Okuduk, okuyamadık, fakat değişik kesimlerde iş sahibi olduk. Bazı edinimler kazandık, evlendik. Birde ne görelim maliyetler artmaya başlamış. Daha çocuk doğmadan, kontrol için doktora gitmişiz. Çocuk yatağı, çocuk arabası, envai çeşit çocuk kıyafetleri ve oyuncakları. Nereden geldiği, hangi maddeden imal edildiği belli olmayan kokulu, boyalı oyuncaklar. Mekanik veya dijital oyuncaklar. Çocuklar daha toprak yüzü görmeden, annesini yeteri kadar koklayamadan, bakıcılara teslim edilecek. Daha sonra kreşlere. Çocuğumuzun ana sınıfı zamanı gelince, öğretmen ve okul arayışları başlayacak. İlk okula başlarken de öyle. Servisler, tabletler, akıllı telefonlar vb. vb.  Özel dersler, yardımcı kaynaklar, etüt çalışmaları. Her gün ders, ders, ders… Çocuğumuzun başarısı için, nereye kadar,bunlar gerekliydi ! Hiç muhakemesini yaptık mı. Sorumluluk vermeden, çocuk büyüttük.

Sakın yanlış anlaşılmasın. Eskiye dönelim gibi isteğim yok. Haslet ve örnek var. Bunları ifade ederken, özlem duygularımızın kabarışı var. Göz göre göre, neslimizin çürümeye yüz tutmuşluğu var. Yavrularımızı geçmişe göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirme zorunluluğunu da biliyoruz. Asıl değinmek istediğimiz konu, yavrularımızı, yani geleceğimizi yarış atı gibi görmeyelim. Sorumlu davranması becerisin sağlayalım. Her istediğini yapmayalım. Taklitçi yetiştirmeyelim. Her istediği karşılanan bir çocuk, emek gücü ve zorlukları bilmez, zaman sonra doyuma ulaşır, yaşamdan zevk alamaz.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur. Çocukluğunu yaşayamayan, şefkatten sevgiden uzak yetişmiş nesillerin geleceği  karanlıktır. Hiç değilse; bundan sonrası için, geçmişi örnek alıp, günümüz teknolojik gelişmeleri de öngörerek, sağlıklı nesillerin yetişmesine vesile olalım.

 GEÇMİŞ, GELECEĞE YÖN VERİR.

VESSELAM.

 

Metin ZOR.

 



Bu yazı 1082 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI