Bugun...
DOĞDUĞUM YER


Metin Zor
İMAİL: metinzor58@gmail.com
 
 

Bu yazımızda, doğduğum il olan Sivas’ın güzelliğini vurgulamak adına, birkaç özelliğini sizlere aktarmaya çalışacağım. Bir sohbet sonrasında, gelişen bir durum sonrası kendi kendime bu yazımda, kısaca  Sivas’ımızı anmak istedim. Şayet Sivas’ı tarihiyle, coğrafi yapısıyla, gelenek ve görenekleriyle, sahip olduğu medeniyetiyle, mimari yapısıyla anlatmaya kalksak, değil bu sütun, gazetemizin sayfaları, hatta kitaplar kifayetsiz kalır. Cumhuriyetimizin temelinin atıldığı bu ulu şehrin ancak birkaç yönünü kısa ve öz ifade etmekle sınırlı tutacağız. Sivas’ın kapsamlı tanıtımı konusunda araştırmalarım, sarih kaynaklardan devam etmektedir.

Hani denir ya;  güzelin adı çok olur. Evet, Aşıklar şehri Sivas’ın da öyle. Yüzlerce ozanıyla, şairiyle önemli özeliklere sahip olan Sivas’ımızın diğer bir adı da, Pak şehir. Bu adlandırmanın sebebi  ise, hamamlarıyla ve hamam geleneğiyle meşhur olmasıdır. Sivas, hamam kültürünün sekiz bin yıllık bir  mazisi vardır. Hamam demişken, Sivas hamam kültürüne kısaca değinmeden geçemezdik. Hamama girince, vücudun deri gözeneklerinin açılması için, bir kurna su omuzdan aşağı dökerek, baş kısmımızın kuru kalmasına dikkat etmeliyiz. (Eğer kafadaki gözenekler açılırsa, kılcal damarlara daha çok kan gelir ve baş ağrısı oluşur.)  Sıcak suyu, kurna ile vücudumuza döktükten sonra, peştamal ile göbek taşına  yarım saat uzanıp ter akıttıktan sonra, vücudun bir güzel keseletirsin. İşte bu keseleme işleminden sonra, günün bütün yorgunluğu üzerimizden atılmış olur. Çıkan kir ve sabun köpüğü temizliği yapılır. Kurulanıp havluya sarındığında, kurulanma ve serinleme molası esnasında, köpüklü-yağlı bir tas ayran, her şeye bedeldir.  Sonrasında, gel keyfim gel.

Sivas’ımız, cömertliğiyle de ünlüdür.  Yer, içer, aynı zamanda, yedirirde içirirde. Yüzlerce yemek çeşidi vardır.  Hele hele sabahları kelle yemenin tadına doyum olmaz. Ha bunun tadına varacaksan, sabah 05. İla 07 saatleri arası yiyeceen !  Aksi halde bulman mümkün olmayabilir. Kelle ile ilgili şu sözleri yıllar öncesinden hatırlarım. O güzel hasletli nameler, kulağımda çınlar. “Kelle kırdırıyım mı, sırtını sürdürüyüm mü, ayakkabını parlatayım mı.” Vb.

Sivas köftesi, sebzeli kebabı, etli ekmeği, pestükan çorbası, hurma tatlısı, Çerkez kahvesi  ve daha niceleri. Köfte veya kebap yemeden önce, mutlaka pestükan çorbası iç ki, yemeğinin tadını alasın. Köfteden sonra da hurma tatlısı, ondan sonra bol köpüklü ayran(katık), ardından birde Çerkez kahvesi. İşlem tamam. (Yoğurttan üretilip, pişirilirken yarma ile karıştırılarak yapılan Pestükan çorbası Sivas’ımızın milli çorbasıdır. Hatta içine nohut ya da, fasülye de karıştırılıyor.) Hıngel, patates tatlısı, fırın çöreği ve de katmer. Meşhur olmakla birlikte, tadına da doyum olmuyor.

El dokuması  Kilimiyle, halısıyla, cecimiyle, kadınlarımızın düğünlerde, erkeklerin halayda,  giyim-kuşam  tarzıyla, hele hele bal kaymak çorabıyla, bir başkadır bizim Sivas’ımız,

Sivas demek kültür demek, Sivas demek medeniyet demek, Sivas demek ticaret demek, Sivas demek ipek yolu güzergahı demek. Sivas demek halay demek, Sivas demek yiğitlik mertlik demek.

Sivas’ın ticari durumu hakkında, bazı tarihçiler, “Sivas’ın 1333 yılındaki ticari hacmi, o  zamanki  Fransa kadardı” diye yazmışlardır. İpek yolu üzerinde bulunan Sivas’ımız, o tarihlerde oldukça zengin bir ticari yapıya sahipti. Düşünün bir kere. Nereden nereye. 1948 li yıllarda, ekonomi büyüklüğü bakımından ülkemizin sekizinci ve gelişmiş bir ili idi. Ne yazık ki, şimdilerde çok gerilerde kalmış bir il.

Sivas’ımızın eğitim kültür ve ticaret şehri olduğunu söylerken, boşuna konuşmuyoruz. Selçuklu’lar döneminde, Sivas’ımızda tamı tamına 17 tane medrese olduğunu hatırlatmak isterim.        Günümüzde bu eserlerin çoğu yok olmuş. Fakat kültürü devam ediyor. Aynı zamanda yok olan değerlerden biri de orman. Evliya Çelebi bir anısında, “Sivas’tan  Kars’a ormandan çıkamadan gittik” demiştir. Bırakın ormanı, şimdilerde çok yerde tek ağaç bile kalmamıştır.  Bu durumu 1974 yılında TRT’de yayımlanan bir programda dile getirmiştim. Hala kayıtları bende mevcuttur.

Tabiatıyla, yıllar sonra da olsa, yeşilliğin ve o güzelim ağaçların yok olup gitmesine tepkisiz kalınamazdı.  Çok şükür ki; azimli, gayretli çalışmalar neticesinde dağa taşa fidanlar dikilmiş durumda. Burada, Belediyelerimize, özel sektörlere, kamu kurumlarına, Askeriyemize, gönüllü kuruluşlara ve Tema’ya teşekkür ediyoruz.

Ağaçlandırma hala yeterli değil. Ülkemizin veya dünyanın neresinde olursanız olun, kendini  Sivas’lı hissedenler, doyduğunuz yer kadar doğduğunuz yere de sahip çıkalım. Sevelim sevindirelim.                                  Ulu ve ihtişamlı Sivas’ımızı hep ayakta tutalım. 

VESSELAM…         

 

Metin ZOR



Bu yazı 1243 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI