Bugun...
DEDİKODU DENEN LANET


Derya Deniz Dinç Denizce
ddinc@windowslive.com
 
 

Çok bilindik bir söz ama eminim hepimiz duymuşuzdur: ’Dedikodu ömrü uzatırmış’. Bu konuyu yazmak değil de; eğer seçme şansım olsaydı mutlaka sizlerle aynı ortamda konuşmak çok isterdim.

 


           Dedikodu dediğimiz bu kelimenin sözlük anlamı: Başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan konuşma, kov, gıybet’tir. Ne kadar sık karşılaştığımız bir durum. Dedikodudan en çok etkilenenler, bizatihi dedikodunun içinde olanlardır. Çünkü dedikodu ile ilgisi olmayanlar dedikoduları da asla ciddiye almazlar. Örneğin; ben hayatım boyunca kendi hakkımda dahi yapılmış olsa bir dedikoduyu duymak istemem.

 
-Hocam sizin hakkınızda…diye başlayan cümleleri yarıda kesmiş, kişileri de azarlamışımdır; kaç kez... Kim ne derse desin, ne söylerse söylesin. Sadece tek bir eylemi ciddiye alırım. Benim karşıma çıkıp herhangi bir soru ya da eleştiri yapılır ise buna cevap veririm. Arkamdan söylenen tek bir sözü gale almam, almayacağım da…


          Herkesin eleştirme hakkı sonuna kadar saklıdır. Her birimiz aynı düşünseydik dünya tek model bilgisayar cipi yerleştirilmiş beyinlerden oluşurdu. Oysa her birimiz farklıyız ve farklı düşünüyoruz.


“Dünyada en kolay şey dedikodu yapmak en zor şeyse kendini tanımaktır “diyor, JOHN LUBBOCK…

 

          Toplumda kaç yuva yıkılmış, kaç kişi mutsuz olmuş, kaç kişi bulunduğu yeri terk etmek zorunda kalmış anlatmaya gerek var mı? Her birimiz bu gerçeği bildiğimiz halde ne yazık ki hala kendimizi başkaları hakkında konuşmaktan, yalan yanlış bilgi yaymaktan geri alamıyoruz.


          Çok beğendiğim bir tespit vardır. Bazen görünen gibi değildir, olanlar… Ne doğru bir söz bu… Bir kişi hakkında konuşabilmek için onunla aynı olayı yaşamak zorundayız. Hatta bazen bu bile yetmez.

Çünkü durduğumuz yer ile gördüğümüz nokta farklıdır her daim. Olaylar hakkındaki görüşlerimizi söylemek, fikirlerimizi beyan etmek ayrı şeydir,dedikodu yapmak ayrı şeydir…
          Her an yaşanabilecek talihsiz kaç olay vardır kim bilir.Seneler evveldi. Bir yaşanmış olay dilden dile dolaşıyordu çevrede.2 komşu hanım birbirleri ile sohbet ediyorlar. Sohbet esnasında kadınlardan biri, diğerine muayyen gününden bahsediyor. Komşu kadının çenesi düşük... Yemiyor içmiyor bunu akşam eve gelen kocasına anlatıyor. Bu kez komşu erkekler aynı akşam kahvehanede pişti oynamaya gidiyorlar. Beylerden birisi erken kalkmak istiyor. Yenilende kalkmasın bir daha oynansın diyor.

İkna edemeyince;
-Zaten karın muayyen gününde gidip te ne yapacaksın eve, diyor.
          Karısı muayyen gününde olan eş; arkadaşının bunu bilmesine şoke oluyor ve delirmiş bir şekilde eve gidiyor karısını 20 yerinden bıçaklayarak öldürüyor. Bir kadının diğer kadına masumane bir cümlesi ölümle sonuçlanıyor. İnsan nerede ne konuşacağını bilmez mi? Bilmiyor işte…


          2000 yılı idi. Bir öğrencim Çocuk Esirgeme Kurumundan evlat edinilmişti. Ailesi; çocuk ait olma hissini benimseyene kadar açıklanmamasını uygun görmüştü. Ne mümkün?? Hemen komşulardan birisi çocuğa durumu ayrıntıları ile anlatmış.
Sizleri de dinlesek kim bilir ne yaşanmış olaylar duyacağız. Cehaletin bu boyutuna isyan ediyorum.

Cahillik yalnızca diploma ile de giderilmiyor elbette. Üniversite mezunu nice cahiller ile karşılaşıyoruz.
           Henüz çok kısa bir süre evvel, sosyal paylaşım sitelerinden birisinde özel bir mesaj aldım. Hiç tanımadığım ve iyi tanıdığım 2 insan ile ilgili idi bu mesaj… Mecburen okudum ve mesajda bahsedilen kişilere derhal durumu bildirdim. Ancak bana o mesajı çeken kişiyi de tabiri caizse yerden yere vurdum ve dersini kendimce verdim.

           İnanmıyorum Allah’ım! Sosyal paylaşım sitesinde dahi dedikodu başladı ise vay halimize. Daha neler göreceğiz bakalım… Bu kadar ucuzlaşmayı başarmak için hakikaten gayretli olmak gerek. Gösterilen gayret ve çaba keşke kendimizi yetiştirmeye, eksiklerimizi tamamlamaya, sanata, şiire, edebiyata, el sanatlarına yani bizi biz yapacak, var edecek her şeye sarf edilse; işte o zaman dedikodu yapmaya ne boş vaktimiz ne de can sıkıntımız olur.


          Başkalarını üzerek, başkalarının eksiklerinden ya da yanlışlarından haz alarak yaşamak insani bir durum değildir. Sığlaşmanın, küçülmenin, ucuzlamanın en net halidir. Çok eminim ki; bu yazdığım yazıdan sonra bazı kişiler:


-Acaba Deniz Hanım’ın dedikodusunu kim yapmışta bu yazı yazılmış, diye soracaklardır.


          Emin olunuz kim dedikodumu yaptı diye hiçbir an dahi merak etmedim. Bu sebeple de hiç haberim olmadı yapılan dedikodularımdan. Ne kadar huzurlu bir durum olduğunu tahmin edersiniz… Yazdıklarımız sadece özellerimiz ya da kişisel problemlerimiz değildir. Sosyal sorumluluklarımızdır aynı zamanda. Belki bu sebeple her yazılan yazı hayatımıza mal edilmektedir. Oysa o konuların birçoğu toplumu bilinçlendirmek adına yazılmıştır.

 


“Bir kimse kendisinin ne olduğunu bildikten sonra, kendisini bilmeyenlerin onun hakkında söylemekte oldukları sözlerin onun nazarında hiçbir önemi ve etkisi yoktur. “ diyor ,İBN-İ SİNA…
Kendinizle barışık, dedikodudan uzak, mutlu günleri kucaklamaya ne dersiniz?

          Aşk ile eyvallah…

 



Bu yazı 1691 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Özgül sözer
09-12-2018 22:23:00

Emeğine, yüreğine sağlık Deniz Hocam.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI