Bugun...
Uygar Dünya Dedikleri 632 nin Çok Gerisinde


Cemil ÖGÜTCÜ Müsadenizle
sadabadhaber@gmail.com
 
 

UYGAR DÜNYA DEDİKLERİ 632’NİN ÇOK GERİSİNDE

Mevlid Kandili’ni; yani Hz. Peygamberin doğum gününü kutladığımız şu günlerde O nun insanlığa sunduğu örnek davranış ve yaşam biçiminden bahsetmeden geçemeyeceğim.

 Hz. Peygamberin insanlığa sunduğu model hicretle başlar. Kendisi Mekke’deki zulüm ve işkenceden kurtulmak için Medine’ye hicret ettiğinde insanlığa müthiş bir yönetim biçimi sunar.

Daha Medine’ye girer girmez kapitalistlere ve sömürgeci kodamanlara mesaj verir. Medine’de ‘’bahçe sahipler’’ duvar ve çitlerle çevirmişti.Onlara şöyle dedi: “Ey Ensar! Mallarınızı saklamak ve yetim ve yoksullardan esirgemek için mi böyle yapıyorsunuz? Hâlbuki bahçeleriniz ve oradaki mallarınızdan yerdeki Âdemoğullarının ve gökteki kuşların hakkı vardır. Sevap kazanmak istiyorsanız duvarları yıkın!” Böylece Medine’de bahçe duvarını yıkmayan kimse kalmadı.

 Şehrin içlerine doğru devesi Kusva ile ilerledi. Kabile zenginleri önünü keserek “Ey Allah’ın Resülü bizde mal çoktur. Evimiz çardaklı ve geniştir. Servetimiz boldur, bize buyur” diyorlardı. Böyle böyle her kabilenin mahallesinden geçerken önünü kesip kendilerine buyur ettiler. Her defasında “Malınız, servetiniz sizin olsun, hayrını görün. Devenin yularını bırakınız, o gideceği yere gidecektir” dedi. Deve nihayet Sehl ve Süheyl adında iki öksüz ve evsizin durduğu yere çöktü. Burası bir hurma kurutma yeriydi. Buraya en yakın ev de Ebu Eyyub el-Ensari’nin eviydi ve Medine’nin en yoksul eviydi. “Burada konaklıyoruz” dedi. Ve oraya mescit yapıldı. Mescidin yapımında bizzat çalıştı, oraya Mescid-i Nebi dendi.

Beş ay kadar sonra “Kardeşlik” antlaşması yapıldı. 186 aile birbiriyle kardeş oldu. Malda mülkte ortak oldular. Birbirlerine mirasçı bile oluyorlardı. Onar onar evlere yerleştiler. Bir ineğin sütünden on aile içiyordu. Arazisi olan olmayanla bölüşüyor, tarlalarda nöbetleşe çalışıyorlardı. Tam bir kardeşlik devrimi gerçekleşmişti. “Yar yanağından gayrı her şey ortak” oldu. Öyle ki kardeş yapılan Medine’li, Mekke’liye “İşte mallarım, yarısını sana veriyorum. İki eşim var, senin seçtiğin birini hemen boşayayım, sen evlen!” bile diyebilmekteydi. Bölüşmüşlerdi ne varsa ekmeği aşı .

 Medine’de pazar ve panayırlar vardı. Satın alınan bir yerde pazar kurdurdu. Panayır mafyasının itirazına rağmen “Burada kim erken gelirse yer onun olacak, yer kondu parası alınmayacak” dedi. Böylece yoksul satıcıların bu pazara rağbet etmesini sağlayarak, ötekilere alternatif alış veriş alanları açtı. Gençlik yıllarında Arabistan’ın çeşitli yerlerinde kurulan panayırlara katıldığından neyin yapılması gerektiğini çok iyi biliyordu. Ticaret yaparak zenginleşen arkadaşlarını gördüğünde “Cennete zor girer” veya “Elinden tutmasam ateşe düşüyordu” gibi imalarla fazla mallarını infak ettiriyordu. Mal ve mülkün belli ellerde toplanmasını ve sınıflaşma meydana gelmesine asla göz yummuyordu. Böyle böyle örneğin Abdurrahman b. Avf’ın ticaret kervanlarından elde ettiği malları beş kez infak ettirerek sıfırlatmıştı. Sürekli olarak ihtiyaçtan fazla malın infak edilmesini emrediyordu. Büyük mülkiyetlere ortaklaşa, küçük mülkiyetlere de şahsi olarak sahip olunabilirdi. Bundan fazlasına izin vermiyordu. Tarlada çalışanlara buranın sahibi nerede diye sorunca, tarlayı kiraladık dediklerinde, “Böyle olmaz, ya kendisi de gelecek, ortaklaşa üretip paylaşacaksınız, ya da burayı size infak edecek” diyordu. Emeksiz kazanca asla izin vermiyordu. Medine’de alternatif üretim (halk) ve paylaşım (kerem) düzeni böyle kuruldu.

18 kabileyi bir araya getirerek 47 maddelik “Medine Sözleşmesi”ni imzaladı. İçlerinde gayr-ı muslimlerin de bulunduğu bu sözleşme şöyle başlamaktaydı: “… İşte bunlar diğer insanlardan ayrı tek bir ümmettir.” Sözleşme metninde en çok geçen kelime adalet ve ma’ruf (ortak iyi) idi. Sürekli olarak yeni kurulan topluluğun (komün/cemaat) karşılıklı yardımlaşması ve dayanışması vurgulanmaktaydı. Toplumda tartışmasız liderlik rolü üstlenmesine rağmen benzerleri arasında birinci (primus inter pares) kuralına göre hareket ediyordu. Ne tantana ve ne de debdebeli törenlere tenezzül ediyordu. Giydiği elbiseler, oturduğu ev ve konuşma tarzı vs. bakımından diğer insanlardan hiçbir farka sahip değildi. Onunla konuşulurken “Ey Allah’ın elçisi!” veya “Ya Muhammed!” ya da künye adıyla “Ya Ebe’l-Kasım!” şeklinde hitap edilirdi. Asla onun kapısında bir düşman saldırısı hariç bir muhafız nöbet beklememiştir. Bu durum Medine’deki evi için olduğu kadar yolculuk sırasında karargâh kurduğu sırada da sözkonusudur. Halk yığınları arasına girip karışırdı. Halk arasında en sıradan kişiler bile onunla rahatlıkla görüşebilirdi. Şehrin cadde, mahalle ve çarşılarında herhangi bir insan gibi yürürdü. Elbiselerini kendi yamar, ayakkabılarını kendi tamir ederdi. Hasta olan Yahudi bir çocuğu ziyarete gider, cenaze geçtiğini görünce gayr-i Müslim de olsa ayağa kalkardı. Bir gurup arkadaşı ile piknikte koyun kesildiğinde birisi yüzme, diğeri etleri doğrama işiyle meşgul olurken o da çalı çırpı toplamaya çıkardı. “Hayır, biz yaparız, siz oturun” demelerine rağmen kabul etmezdi. Yolda birisine arkadan yaklaşarak kolunu tutup kaldırır “Bunu kim satın almak ister” diye çağırarak veya arkadaşının yüzüne ağzından su püskürterek şakalaşırdı. Eşiyle koşu yarışı yapardı. Pazarda satıcının torbasına eline daldırır, altı yaş çıkınca “Bunu alıcıya haber ver yoksa aldatmış olursun” derdi. Savaşta mübarezeye (düello) çıkmış, yaralanınca arkadaşlarının omuzlarına yaslanarak çadıra taşınmıştı.

(R.İ.E.Sosyal İslam Kitabından alınmıştır)

 

 

 

 

 

İşte Hz. Peygamberin insanlığa sunduğu model budur. Bu model insanlığı kurtarmıştır. Bu gün dünya nüfusunun 1.7 milyarını oluşturan sözde Müslümanlar, 632 yılında peygamberin vefat etmesinden 15-20 yıl sonra eski sisteme dönerek yeni bir İslam modeli ortaya koymuşlardır.

HZ. Ali’nin şehit edilip Emevilerin başa gelmesiyle birlikte de Allah’ın dini İslam’ın nehri tersine akıtılmaya başlatılarak başka bir şal ya da kostüm giydirilmiştir. Sadece ritüellere hapsedilen dinin esası olan ; adalet, ehliyet, istişare, paylaşım, kardeşlik,sevgi, eşitlik , ortak akıl ve merhamet terk edilerek, çapul,yalan, sömürge, kölelik,muhalifi yok etme, kadına bakış, cariyelik yeniden başlamış, yeni diktatör ve firavunlarla Allah’ın dini yerle bir edilmiştir.

Rivayet edildiğine göre;  ‘’Hz. Peygamber; benden 30 yıl sonra kan emici diktatörler gelir’’ sözü  aynen yerini bulmuştur.

Mekke’nin ve Medine’nin avamına yani sokağına hitap eden Kur’an, İslam şalı ile örtünen bu diktatörler tarafından değiştirilerek ‘’sizler anlamazsınız bizi dinleyin’’ diyerek kur’an’ın iki kapağı arasındaki yazılanlardan toplum uzaklaştırmıştır. Bu güruh, yeni İslam toplumuna  bu kitabı sadece mezarlıklarda ölülere okuma  görevi vermiştir. Halbu ki Allah’ın indirdiği din bu kitabın iki kapağı arasında yazılanlardan başka bir şey değildir. İnsanların indirdiği din ise Kur’an da olmayan her şeydir. Bu din, mezheplere, tarikatlara   cemaatlere okuma yazma bile bilmeyen şeyhlere, şıhlara teslim edilmiş, baskı altındaki halk, Kuran yerine bu fraksiyonların risalelerini ilke  edinmiş, rehber olarak ta peygamber yerine bunların liderlerini biat etmişlerdir.

Her dönemde iktidar erkinin, sarayların, hükümetlerin adeta yalakalığını yaparak soytarılık yapan ve Allah’ın dini yerine Saraylıların ayakta durmasını sağlayan ve kendileri de Saraylardan beslenen bu zevatlar, toplumu manipüle etmesini becermişlerdir. Tıpkı eski Mısır’daki Firavun takımının din adamları, ‘’Amon Rahipleri’’ gibi…

Sonuçta; Peygamber vefat ettikten 15-20 yıl sonra istisnalar hariç İslam toplumlarının sadece kanı dökülmüş, yoksullaşmış,cahiliye döneminde olduğu gibi  diktatör üretmiş. Zengin kodamanlara hizmet ederek Allah’ın mülkünü tekelleştirerek Firavun, Karun, ve Haman düzenini İslam modeli olarak almışlardır.

Bu model neticesinde Türkiye’de dahil askerde ölenlerde, Bonzai’den ölenlerde , Güneydoğu’da ölenlerde hep fakir- yoksul aile çocukları olmuştur.

Dünyada yolsuzluk ve talan konusunda ilk sıraları 25 İslam ülkesi alıyorsa, Trafik kazalarında, iş kazalarında bu ülkeler aynı şekilde ilk sıralardaki  yerini  hiç kaybetmiyorsa bunun sebebi Firavun, Karun, ve Haman üçlüsünün düzenidir. Bu yöntemin ya da yönetim biçimini peygamberin metodu dolayısıyla Kur’an la hiçbir alakası yoktur. İslam’ın Nehri 632 yılından sonra tersine akıtılarak başka bir kostüm giydirilmiştir.

Kur’an’a ve 632 yılına dönülmedikten sonra sömürge sistemi devam edecek imtiyazlılar, bizi ritüellerle oyalayacak, fakir- yoksul aile çocuklar bilmedikleri için kendi dinlerine bile düşman edilerek hep öleceklerdir.

2015 Yılı uyanış yılı olması dileğiyle Mevlid Kandilinizi tebrik ederim.



Bu yazı 2216 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?


YUKARI